🦄 Atatürk Annesinden Gizli Hangi Sınava Girmiştir

27MAYIS İHTİLALİ VE ALPARSLAN TÜRKEŞ 27 Mayıs İhtilali ve Alparslan Türkeş'in Şahsında 14'lerin Sürgüne Gönderilmesi Prof.Dr. Semih Yalçın İhtilâli Hazırlayan Sebepler 1957 milletvekili seçimlerinden sonra gerek ortamın sosyo-psikolojik durumu gerekse iktisadî sıkıntılar iktidar ve muhalefetin dengeli bir politika izleyememesi ihtilâli hazırlayan sebepleri ortaya YüceTanrı, her yüzyılda bir büyük Türk Milletine bir kurtarıcı gönderir. Bu kurtarıcılar Türklüğün önünde bir Bozkurt gibi yürür ve milletimizi aydınlığa çıkarır. İşte Türklüğün son Bozkurt’u cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’tür. Nitekim Bozkurt Atatürk kurduğu devleti Türkçülük temeli Görüldüğügibi, barkodun üzerinde, malın fiyatı ile ilgili her hangi bir bilgi yoktur. Kasiyer barkodu taradığında sinyal sistem içinde bir merkeze gider, buradaki bilgisayar barkod numaralarına göre girilmiş ve her zaman değiştirilebilir fiyat bilgisini derhal kasaya gönderir. Haberiduyanların büyük çoğunluğu, Mescid-i Nebevî’ye koşmuştu. Burada toplananlara hitap eden Hz. Ömer (radıyallahu anh), yaşadığı derin hüznün tesiriyle “Allah Resûlü ölmedi” diyordu. 2 O sırada Sunh’taki evinde bulunan Hz. Ebû Bekir, haberi duyar duymaz atına atlamış ve Mescid-i Nebevî’ye gelmişti. Hz. 6Aşağıdakilerden hangisi sözlü sınav­ları diğer sınav türlerinden ayırt eden özelliktir? BOŞ A-) Soruların sözlü sorulması B-) Birden fazla puanlayıcı bulunması C-) Cevapların sözlü verilmesi D-) Cevapların kompozisyon gerektir­mesi E-) Birden fazla soru sorulması Annesinden gizli olarak sınava girerek yazıl-dığı okuldur. Yukarıdaki bilgiler Mustafa Kemal’in öğrenim gördüğü okullarla eşleştirildiğinde hangisi dışa-rıda kalır? A) Harp Akademisi B) Selanik Askeri Rüştiyesi C) Harp Okulu D) Manastır Askeri İdadisi 3. Atatürkİlkeleri Ve İnkılap Tarihi 2 Dersi 2013 – 2014 Yılı (Vize) Ara Sınav Soruları Atatürk döneminde Türkiye dahilindeki bütün okulların Maarif Vekâletine bağlanmasına yönelik yapılan inkılâp aşağıdakilerden hangisidir? Yukarıdakiyaratılış sıralaması doğrudur. İlk yaratılan Peygamberimizin (asm) nurudur. Bu nurdan diğer varlıklar yaratılmış ve en sonunda da insan yaratılmıştır. Dünya ve içindekilerin yaratılması konusunda Peygamber Efendimiz (asm) şu sırayı bildirmektedir: Toprak, 1Hayat boyu öğrenme ile meslek hayatı arasındaki ilişkiyi açıklar. 1 Sınava ilişkin duygularını sınav performansına etkileri açısından değerlendirir. 1 Sınav kaygısı ile başa çıkma yollarını kullanır. 1 Yöneleceği iş ya da mesleğin iş piyasası, çalışma alanı ve koşullarıyla ilgili bilgi toplar. vVr1J. 1128 Son Güncelleme 1220 TAKİP ET Genelkurmay Başkanlığı, Askeri Tarih ve Stratejik Etüt ATASE Daire Başkanlığı arşivinde, gerek Ziraat Bankası'ndan intikal eden ve gerekse Atatürk'e ilişkin belgeler arasında, Atatürk'ün bilinen açık veya gizli vasiyeti olarak nitelendirilebilecek mahiyette bir bilgi ve belge bulunmadığı bilgisini paylaştı. Genelkurmay Başkanlığı'ndan yapılan açıklamada, resmî kayıtlara göre Atatürk'ün, vasiyetini 05 Eylül 1938 Pazartesi günü Dolmabahçe Sarayı'ndaki odasında kendi el yazısı ile kaleme aldığına işaret edilerek, "Söz konusu vasiyet, Atatürk'ün vefatını müteakip, Ankara Üçüncü Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Atadan'ın da hazır bulunduğu heyete 28 Kasım 1938 Pazartesi günü açılarak okunmuştur. Bakanlar kurulunun 02 Ocak 1964 gün ve 6/2538 Sayılı Kararnamesi gereğince, 24 Ocak 1964 tarihinde, Ziraat Bankası'nda Atatürk'e ait eşyaların bulunduğu iki kasa, Milli Savunma, Maliye, Milli Eğitim ve Ticaret bakanlıkları ile Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü ve Ziraat Bankası yetkililerinin katılımıyla açılmıştır. Heyet tarafından birinci kasada Atatürk'ün şahsi eşyalarının yer aldığı, ikinci kasada ise bazı belgelerin bulunduğu tespit edilmiştir.” denildi. YEMİNLİ HEYET TASNİF ETTİ Söz konusu belgelerin bir tutanakla birlikte o günkü ismiyle Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi'ne teslim edildiğine dikkat çeken açıklamada, "Genelkurmay Harp Tarihi Dairesi'nce teslim alınan belgeler yeminli bir heyet tarafından tasnife tabi tutulmuş, belgeler 110 dosya içerisinde tertiplenerek muhafaza altına alınmıştır. İlgili kararnamenin birinci maddesi gereğince, 26 Aralık 1964'te belgelerin 417 sayfa halindeki özel fihristi Başbakanlığa, ilgili bakanlık ve kurumlara gönderilmiştir. Bilahare Genelkurmay ATASE Daire Başkanlığı uzmanları tarafından daha önce ön tasnifi yapılan belgeler, tek tek okunmak suretiyle ayrıntılı tasnife tabi tutulmuştur. 19 bin 682 sayfa tutan 4 bin 872 adet belgenin katalog basımı tamamlanarak, 2000 yılında Atatürk Koleksiyonu' adıyla yerli ve yabancı tüm araştırmacıların hizmetine sunulmuştur. Genelkurmay ATASE Daire Başkanlığı Arşivi'nde, gerek Ziraat Bankası'ndan intikal eden ve gerekse Atatürk'e ilişkin belgeler arasında Atatürk'ün bilinen açık veya gizli vasiyeti olarak nitelendirilebilecek mahiyette bir bilgi ve belge bulunmamaktadır.” bilgisi paylaşıldı. CİHAN Tüm haberler Bölüm Kültür Tarih 1 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 2 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 2 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 2 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 2 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 2 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 6 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 8 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 8 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 8 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 10 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 11 ay önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Kültürleşme ornek Kültürleşme orneK sorusunun cevabı için bana yardımcı olur musunuz? Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. Bölüm Kültür Tarih 1 yıl önce 0 kişi izliyor.. HABERLEREğitim Mustafa Kemal Atatürk - Atatürk'ün hayatı, ilkeleri, inkılapları, sözleri, şiirleri ve fotoğrafları resimleriGüncelleme Tarihi Kasım 10, 2021 1647Oluşturulma Tarihi Kasım 10, 2021 1647Mustafa Kemal Atatürk içeriğimiz içerisinde Türkiye Cumhuriyeti Kurucusu Mareşal Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün hayatı yer almaktadır. Hayatı hakkında yer alan bilgiler içerisinde Atatürk'ün annesi, babası ve kardeşleri olmak üzere aile bilgisi, doğum yeri ve tarihi, çocukluk dönemi ve gençliği, eğitim hayatı ve gittiği okullar, katıldığı cepheler ve savaşlar, Samsun'a çıkışı ve Ankara'ya gelişi olmak üzere anıları da yer almaktadır. Yine içeriğimizde Atatürk'ün ilkeleri ve inkılâpları açıklamaları ile yer almaktadır. Yine Atatürk için hazırlanan bu içerikte Atatürk sözleri, şiirleri ve resimleri fotoğrafları Kemal Atatürk'ün HayatıSelanik’te bulunan üç katlı bir evde dünyaya gelen Mustafa Kemal Atatürk, aldığı eğitimler neticesinde Harp Akademisi’nden yüzbaşı olarak mezun olmuştur. Kendisi daha çocuk ve gençlik çağlarında bile devlet ve millet sorunlarıyla alakadar olmuş ve fikirleriyle hocalarının dikkatini çekmeyi Kemal Atatürk, asker olarak hizmet verildiği dönemde Osmanlı Devleti adına türlü savaşlara ve görevlere katılmıştır. Bunlardan bir kısmının gönüllü olarak yapıldığı da bilinmektedir. Ancak Mustafa Kemal Atatürk’ün ve Türk milletinin dönüm noktası onun Samsun’a çıkması ile vuku bulmuştur. Bu seyahatle birlikte, 1. Dünya Savaşı’ndan yenilgiyle çıkan Osmanlı Devleti’nin işgaline karşı halk arasında bir mücadele başlamıştır. Yani, “Milletin istikbalini yine milletin azim ve kararlığının kurtaracağı” inancına bağlanarak, milli mücadelenin temelleri işgali ile başlayan Kurtuluş Savaşı boyunca türlü cephelerde mücadele edilmiş ve nihayetinde Büyük Taarruz ile birlikte Türk milletinin zaferi ilan edilmiştir. Savaşın devam ettiği sırada, 23 Nisan 1920 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış ve Mustafa Kemal Atatürk Meclis ve Hükümet Başkanı olarak seçilmiştir. Bu adım Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması açısından oldukça Ekim 1923 tarihine gelindiğindeyse Cumhuriyet ilan edilmiş ve Mustafa Kemal Atatürk de yeni kurulan devletin ilk cumhurbaşkanı seçilmiştir. Bu arada cumhurbaşkanlığı için seçimler yapılmaya devam etmiş ve Atatürk 1927, 1931 ve 1935 yıllarında da cumhurbaşkanı olarak seçilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini atarken bazı ilkelere bağlı kalmış ve yapılan inkılaplarda da bu ilkelerden şaşmamaya özen Ne Zaman Doğdu? Atatürk’ün Doğum TarihiMustafa Kemal Atatürk, 1881 yılında Selanik’e bağlı Kocakasım Mahallesi’nde doğmuştur. Doğduğu ay ve güne dair net bir bilgi yoktur. Ancak resmi kaynaklarda Atatürk’ün Samsun’a çıktığı günü yani 19 Mayıs’ı doğum günü olarak kabul ettiğine yer Annesi Kimdir?Mustafa Kemal Atatürk’ün annesi olan Zübeyde Hanım, aslen Karamanlıdır. 1857 senesinde dünyaya gelmiştir. Babası Sofuzade Feyzullah Ağa, annesi ise Ayşe Hanım’dır. Zübeyde Hanım’ın yetiştiği dönemde okuryazar oranı oldukça düşüktür. Ancak kendisi okuma ve yazmayı bildiğinden dolayı Zübeyde Molla olarak da Atatürk’ün Babası Kimdir?Mustafa Kemal Atatürk’ün babası Ali Rıza Efendi’dir. Osmanlı Gümrük Muhafaza Teşkilatı’nda memur olarak görev yapan Ali Rıza Efendi’nin, 1939 yılında Selanik’te doğduğu tahmin edilmektedir. Bazı kaynaklarda Ali Rıza Efendi’nin Kocacık Yörüklerinden olduğu ve dedesinin de 1930’lu yıllarda Söke’den Selanik’e göçtüğü bilgisi yer KardeşleriZübeyde Hanım, Ali Rıza Efendi ile 1871 senesinde ve henüz küçük bir yaştayken evlenmiştir. Bu izdivaçtan 6 çocukları olmuştur. Çocukların yaş sıralamasına göre isimleri; Zübeyde Fatma, Ömer, Ahmet, Mustafa, Makbule ve Naciye’dir. Zübeyde Fatma aile henüz Selanik’teyken vefat etmiş; Ömer ve Ahmet ise Yunanistan sınırındaki Çayağazı’na taşındıktan sonra vefat etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, kalan kız kardeşlerinden Naciye’yi de henüz küçük yaşlarda çocukluk dönemi ve anılarıMustafa Kemal Atatürk, henüz ilkokul çağlarındayken babası Ali Rıza Efendi’yi kaybeder. Bu vefatın üzerine Zübeyde Hanım, kardeşi Hüseyin Efendi’nin yanına gider ve Rapla çiftliğine yerleşmiştir. Ancak bir süre sonra Mustafa Kemal’in eğitiminden şüphe ederek onu halasının yanına, Selanik’e geri göndermiştir. Atatürk’ün çocukluk dönemine ait en kalıcı anı, Kemal adının nereden geldiğiyle ilgilidir. Buna göre, kendisinin Selanik Askeri Rüştiyesinde okuduğu sırada matematik öğretmeni Yüzbaşı Mustafa Efendi’dir. Mustafa Efendi, Atatürk’ün yeteneklerini ve zekasını kısa bir sürede fark etmiştir. Bunun üzerine de Mustafa isminin yanına Kemal’i de ilave eğitim hayatı - Atatürk'ün Gittiği OkullarMustafa Kemal Atatürk’ün hangi okula gideceği konusunda Ali Rıza Efendi ve Zübeyde Hanım arasında fikir ayrılığı yaşanmıştır. Son olarak verilen karara göre Mustafa Kemal eğitim almaya mahalle mektebinde başlamış, ancak bir süre sonra babasının kararıyla Şemsi Efendi Mektebi’ne geçiş yapmıştır. Bundan sonra da sırasıyla; Selanik Mülkiye Rüştiyesi, Selanik Askeri Rüştiyesi, Manastır Askeri İdadisi, İstanbul Harp Okulu ve İstanbul Harp Akademisi’ GençliğiMustafa Kemal Atatürk’ün gençlik dönemi, askeri eğitim almaya başladığı zamanlara denk gelmektedir. Buna göre, genç Mustafa annesinin tüm itirazlarına rağmen Selanik Askeri Rüştiyesine girmiştir. Burada aldığı eğitim ve eğitmenlerinin Atatürk’ün düşünce yapısı üzerinde oldukça etkisi olmuştur. Bu seneler Mustafa Kemal’in tarih bilimine olan merakının başlangıcı olmuştur. Yine aynı dönemlerde Fransızca eğitimi almaya başlamış ve yaz tatillerinde de dil kurslarına gitmeyi ihmal hangi yılda, kaç yaşında ve nerede vefat etti? Atatürk'ün ölüm tarihiMustafa Kemal Atatürk’ün sağlığı askeri ve siyasi problemlerle geçen uzun yılların ardından, 1937 senesinde bozulmaya başlamıştır. Kendisine bir müddet sonra siroz teşhisi konmuş ve hem Türk hem de yabancı doktorlar tarafından farklı tedaviler uygulanmıştır. Atatürk’ün gittikçe kötüleşen sağlık problemleri tedavi edilememiş ve kendisi 10 Kasım 1938 tarihinde vefat etmiştir. Atatürk, vefat ettiği sırada henüz İstanbul’da Dolma Bahçe Sarayı’ndadır. Ancak cenaze töreniyle birlikte naaşı Ankara’ya taşınmıştır. Yaklaşık 15 sene Etnografya Müzesi’ndeki geçici kabrinde kaldıktan sonra da Anıtkabir’e doğduğu ev nerede?Atatürk'ün doğduğu ev Yunanistan'ın Selanik şehrindedir. Şu an Atatürk Evi ismiyle müze olarak faaliyet göstermektedir. Tam adresi Apostolou Pavlou 17, Thessaloniki 546 34, Yunanistan şeklindedir. Atatürk'ün doğduğu ev aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti Selanik Başkonsolosluğu ile aynı yerleşke içerisinde yer almaktadır. Ev yapı itibariyle bodrumuyla beraber üç katlı olup bir avlu içerisinde yer almaktadır. 1878 yılında Ali Rıza Efendi ve eşi Zübeyde Hanım tarafından mülkiyeti AnılarıNutuk, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1919 ile 1927 yılları arasındaki faaliyetlerini bizzat kaleme aldığı kitaptır. Türkçe dilinde ve söylev türünde yazılan bu eserde Atatürk’ün kendi anlatımıyla bazı anılara erişmek de mümkündür. Buna göre Atatürk, Cumhuriyet’i ilan etme konusundaki kararı nasıl duyurduğunu şu şekilde anlatmaktadır “Bakanlar Kurulu’nun her gün temelsiz birtakım sebeplerle düzenli çalışmaktan alıkonulduğunu görünce, uygun zamanını beklediğim bir düşünceyi uygulamaya sıra geldiğini anladım. Kemalettin Sami ve Halit Paşa’ları akşam yemeğine çağırdım. İsmet Paşa ile Milli Savunma Bakanı Kazım Paşa’ya ve Fethi Bey’e de benimle gelmelerini söyledim. Çankaya’da beni görmek için bekleyen Rize milletvekili Fuat ve Afyon Milletvekili Ruşen Eşref beyleri de yemeğe alıkoydum. Yemek yenirken, Efendiler, yarın Cumhuriyet ilan edeceğiz!’ dedim.”13/31Atatürk’ün Samsun’a ÇıkışıAtatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışı, tarihi kaynaklarda Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı olarak kabul edilmektedir. Bandırma Vapuru ile Samsun’a doğru yola çıkan Mustafa Kemal Atatürk, bu sırada 9. Ordu Müfettişi olarak görev yapmaktadır. Kendisi görevini gerekliliklerini yerine getirirken, Rum Çetelerinin Müslüman halka saldırdığını tespit etmiştir. Bu inceleme üzerine de Canik mutasarrıfının yerine göreve bir başkasını getirmiş ve olaylara doğrudan müdahale edilmesi konusunda bazı emirler vermiştir. Atatürk’ün Samsun’da yerine getirmesi gereken görevlerden biri de burada bulunduğu tahmin edilen bölgesel direniş gruplarının dağıtılmasıdır. Ancak bu görev hiçbir zaman yerine Ankara’ya GelişiMustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışının ardından öncelikle Amasya Genelgesi yayınlanmıştır. Ardından da sırasıyla Erzurum ve Sivas Kongreleri yapılarak milli iradeyi sağlamak amacıyla atılacak adımlar belirlenmiştir. Bu tarihlerde Osmanlı Devleti, 1. Dünya Savaşı’nın mağluplarından sayılmış ve parça parça işgal edilmeye kongrelerden sonra bölge halklarının kendilerine birer temsilci seçmesi kararlaştırılmıştır. Seçilen temsilcilerin buluşma noktası olarak da Ankara tercih edilmiştir. Mustafa Kemal Atatürk, özellikle coğrafi konumunu göz önüne alarak Ankara'nın iyi bir seçenek olduğu kanaatine varmış ve 27 Aralık 1919 tarihinde bu şehre gelmiştir. Ankara halkı Mustafa Kemal Atatürk ve beraberinde bulunan temsil heyetini büyük bir coşku ile Katıldığı Savaşlar Askeri anlamda eğitim alan ve komutanlık yapan Mustafa Kemal Atatürk yaşamı boyunca türlü savaşlara katılmıştır. Kronolojik sıralamaya göre bu savaşlar aşağıdaki 31 Mart Vakası 1909 - Arnavutluk İsyanı 1911 - Trablusgarp Savaşı 1911 - Balkan Savaşları 1912- 1913 - 1. Dünya Savaşı 1914- 1918 Kurtuluş Savaşı 1919- 1923 31 Mart Vakası ve Arnavutluk İsyanı, Atatürk’ün erken dönem askerliğine denk gelmektedir. Trablusgarp Savaşında ise Atatürk, binbaşı rütbesiyle aktif bir görev üstlenmiştir. Yapılan çatışmalara rağmen, Balkan Savaşları’nın da başlamasıyla birlikte Osmanlı Devleti savaştan mağlup olarak ayrılmış ve bazı topraklarını kaybetmiştir. Trablusgarp, Fizen ve Sinekaya; Türk- İtalyan Savaşı sırasında kaybedilen Savaşı’nın devam ettiği sırada ortaya çıkan Balkan Savaşları’nda Osmanlı Devleti, dört farklı devlete karşı savaşmıştır. Savaş 1. ve 2. Balkan Savaşı olarak ikiye ayrılmaktadır. Balkan Savaşlarını takip eden tarihlerde başlayan 1. Dünya Savaşı da Atatürk’ün resmi olarak komutanlık yaptığı bir savaştır. Buna göre Osmanlı Devleti 29 Ekim 1914 tarihinde savaşa resmi olarak girmiştir. Mustafa Kemal Atatürk de 3. Kolordu’ya Bağlı olarak kurulacak Tekfurdağı 19. Fırka Komutanı olarak Savaştığı CephelerMustafa Kemal Atatürk, 1. Dünya Savaşı’nın devam ettiği süre boyunca; Çanakkale, Kafkasya ve Sina- Filistin cephelerinde görev yapmıştır. Bunlar arasında Çanakkale Savaşı 1915 ile 1916 yıllarında hem deniz hem de kara savaşı şeklinde devam etmiştir. Gelibolu Bölgesi’nde meydana gelen bu savaşın önemi boğazların taşıdığı stratejik konumdur. Savaş boyunca İtilaf Devletleri tarafından çok sayıda kara çıkarması yapılmış olup, Mustafa Kemal komutasındaki birlikler tüm güçleriyle bu çıkarmalara karşı koymuştur. Neticede; İngiliz, Fransız ve Anzak askerleri geri çekilmek mecburiyetinde Silah Arkadaşları ve İsimleri1. Dünya Savaşı ile birlikte büyük bir çöküşe geçen Osmanlı Devleti’nde başlayan işgallere karşı Türk milleti tarafından oluşturulan milli mücadele ile karşı konulmuştur. Bu mücadelenin önderi olan Mustafa Kemal Atatürk, silah arkadaşlarından ve Türk milletinden büyük bir destek görmüştür. Atatürk’ün milli mücadele dönemi silah arkadaşları ise; İsmet İnönü, Fevzi Çakmak, İzzettin Çalışlar, Cevat Çobanlı, Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Kazım Özalp, Refet Bele ve Nuri Conker’ Kişisel ÖzellikleriResmi kaynaklarda bahsi geçtiği üzere, Mustafa Kemal Atatürk ortalama metre boyunda ve 70- 75 kilogram ağırlığındadır. Sarı saçlı, mavi gözlü ve keskin bakışlara sahiptir. Buna ek olarak da geniş bir alın ve gür sayılabilecek kaşlara gözleri hangi renkti?Mustafa Kemal Atatürk'ün gözleri mavi renk Atatürk kaç dil biliyordu?Mustafa Kemal Atatürk ana dili Türkçe haricinde çok iyi düzeyde Fransızca, yeterli seviyede Almanca dillerie hakimdi. Ayrıca Rumca Yunanca ve Bulgarca dillerine aşina olduğu bilinmektedir. Böylelikle iyi seviyede üç genel anlamda beş dil bildiği söylenebilir. Ayrıca Atatürk'ün Fransızca dili ile mektuplar yazabildiği ve yine bu dilde çeviriler gerçekleştirebildiği bilinenler Kişilik ÖzellikleriMustafa kemal Atatürk, yetenekleri ve zekasıyla ön plana çıkan bir devlet adamıdır. Kendisi; disiplinli, ileri görüşlü, çalışkan olması ve devrimci yönü ile ön plana çıkmaktadır. Buna göre, belirlediği hedefler doğrultusunda taviz vermeden çalışması ve olasılıkları hesaplaması onun disiplinli ve çalışkan bir kişiliğe sahip olduğunun en büyük göstergesidir. Gençliğe Hitabe’de verdiği öğütler ise Atatürk’ün ileri görüşlü olduğunun bir sahip olduğu devrimci tarafla da bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’nin temelleri atılmıştır. Kendisi, Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarken ve yönetirken bağımsızlığı temel alarak hareket etmiştir. Bu sebeple de; siyasi, askeri, ekonomik ve hatta sosyal alanda bile dünya çapında dikkat çeken türlü devrimler Atatürk’ün İlkeleri ve AçıklamalarıAtatürk’ün fikir ve düşünceleri toplamda altı ilkeden oluşmaktadır. Türk milletinin çağdaşlaşması adına yapılan inkılaplar da bu ilkelere göre belirlenmiştir. Atatürk’ün her bir ilkesi diğeriyle iç içedir ve ayrı düşünüldüğü takdirde Atatürk’ün düşünceleri tam olarak ilkesi, ülkenin yönetim şeklini belirlemektedir. Egemenlik halkındır bu sebeple halk, kendisini yönetmesini istediği kişileri seçme hakkı vardır. Cumhuriyetçilik ilkesi, anayasaların tamamında korunmuştur ve değiştirilmesi teklif ilkesi, millet halinde olarak birlik ve beraberlik içinde yaşama şuurudur. Atatürk, Türk sınırları içinde yetişen ve kendini Türk hissettiğini söyleyen herkesin Türk olduğunu belirtmiştir. Bu sebeple milliyetçilik yalnızca bir grubun değil, herkesin ilkesi toplumun düzenini sağlamak amacıyla belirlenmiş bir ilkedir. Sınıf ayrımına karşıdır ve eşitliği esas almıştır. Yasalar önünde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkesin eşit olmasını sağlamıştır ve ayrıcalıklı grupların oluşmasını ilkesi, devlet olarak kalkınması esas almıştır. Hem devlet hem özel sektörün gelişmesi adına çalışmalar yapılmıştır. Sosyal devlet anlayışına sahip olmayı amaçlayan devletçilik ilkesi Türkiye’ye özgü bir ilkesi anayasaya sonradan girmiş olsa bile öncesinde uygulanmaya başlamıştır. Laiklik, din işlerinin diğer dünya işlerinden, özellikle politika, ayrılması gerektiğini belirtir. Atatürk, herkesin kendi dinini özgürce yaşamasını sağlamıştır ancak din işlerinin devlet işlerine karıştırılmasına karşı ilkesi, Atatürk’ün Türk milleti adına yaptığı tüm yenilikleri ve inkılapları temsil eder. İnkılapçılık ilkesi sayesinde Türk milletinin çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşması hedeflenmiş, her türlü alanda çalışmalar yaparak ülke gelişimi İnkılapları ve AçıklamalarıAtatürk, bir ülkeyi baştan yaratırken kökten değişiklik uygulamalarını da gerçekleştirmiştir. Bu inkılaplar halkın refah düzeye ulaşmasında, Batı devletlerinin gelişmişlik düzeyine ulaşmasında oldukça etkili alanda yapılan inkılapların en önemlisi Türk kadınına tanınan haklardır. Özellikle seçme ve seçilme hakkının doğmasıyla kadınlara halk içinde yükselme ve ülke yönetimine girme hakkı tanınmıştır. Şapka Kanunu, Soyadı Kanunu, sağlık alanında yapılan inkılaplar ile uluslararası saat, takvim ve rakamların kabulü sosyal alanda yapılan alanda yapılan inkılaplar arasında Ankara’nın başkent oluşu, saltanatın kaldırılması, Cumhuriyet’in ilanı, halifeliğin kaldırılması, anayasa hareketleri bulunur. Bu kararlar ülkenin yönetim şeklini değiştirmiştir. Ayrıca çok partili seçim denemeleri de Atatürk döneminde alanında yapılan inkılaplar dış ülkelerin verdiği eğitimi düzenlemek, halkın okuryazarlık oranını arttırmak için yapılmıştır. Tevhid-i Tedrisat Kanunu, yeni Türk harflerinin kabulü, Türk Dil Kurumu ve Türk Tarih Kurumlarının kurulması, Maarif Teşkilatı Kanunu yapılan inkılaplar alanında yapılan inkılaplar anayasa ve kanunların düzenlenmesini sağlamıştır. 1921 ve 1924 Anayasaları, Şeriye mahkemelerinin kaldırılarak Yeni Mahkemeler Teşkilatı’nın kurulması, Türk Ceza Kanunu yapılan ilk inkılaplardır. Türk Medeni ve Borçlar Kanunu, Hukuk ve Ceza Mahkemeleri Usulü Kanunları da hukuk alanında yapılmış güçlendirilmesi adına; Milli ekonominin kurulması, aşarın kaldırılması ile Teşviki Sanayi ve Kabotaj Kanunları uygulamaya girmiştir. Bunların dışında; sanayi, tarım, ulaştırma, bayındırlık, denizcilik, madencilik ve turizm alanında yapılan bazı yenilikler de Sözleri ve AnlamlarıMustafa Kemal Atatürk; ileri görüşlü, siyasi ve askeri zekaya sahip bir devlet adamıdır. Bu bağlamda, kendisinin zamanında söylediği bazı sözler günümüzde tekrar tekrar hatırlanmaktadır. Kendisinin en fazla bilinen sözlerinin başında; “Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu yeterlidir.” ile “Benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır.” Atatürk'ün bazı sözlerini bulabilirsinizBenim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, ancak Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar cesaretimizi takviye ve idame eden sizlersiniz. Siz, almakta olduğunuz terbiye ve irfan ile insanlık ve medeniyetin, vatan sevgisinin, fikir hürriyetinin en kıymetli timsali olacaksınız. Yükselen yeni nesil, istikbal sizsiniz. Cumhuriyeti biz kurduk, onu yükseltecek ve yaşatacak görmek demek mutlaka yüzümü görmek demek değildir. Benim fikirlerimi, benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız bu her şey için, medeniyet için, hayat için, başarı için, en hakiki mürşit bilimdir, manevi miras olarak hiçbir nass-ı katı, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevi mirasım, bilim ve akıldır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel mihver üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabul ederlerse manevî mirasçılarım millet eğitim ordusuna sahip olmadıkça, savaş meydanlarında ne kadar parlak zaferler elde ederse etsin, o zaferlerin kalıcı sonuçlar vermesi ancak eğitim ordusuyla demek, boşuna yorulmak, terlemek değildir. Zamanın gereklerine göre bilim ve teknik ve her türlü uygar buluşlardan azami derecede istifade etmek yolunda başarı yenileşmeye bağlıdır. Sosyal hayatta, iktisadi hayatta, ilim ve fen sahasında başarılı olmak için yegane gelişme ve ilerleme yolu budurAkıl ve mantığın halledemeyeceği mesele zamanda çok ve büyük işler yaptık. Bu işlerin en büyüğü, temeli, Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürü olan Türkiye Cumhuriyeti' savaşlarda dahi düşmanın üzerinde bir kin duymam; yalnız askerlik kurallarının uygulanmasını gözümde hiçbir şey yoktur; ben yalnız liyakat bizim milletimiz vatanı için, hürriyeti ve hakimiyeti için fedakar bir halktır; bunu ispat Müziğe Verdiği ÖnemAtatürk daha çok şiir ve edebiyat sevgisiyle bilinse de müziğe de çok önem vermiş ve ilgi duymuştur. Zaman zaman şarkılara ve türkülere eşlik etmiş, oyunlar oynamıştır. Türk müziğinin gelişmesinde Türk çalgı aletlerinin kullanılmasını teşvik etmiştir. Yalnızca Türk topraklarında değil tüm dünyada dinlenebilir bir Türk müziği yaratılmasını hedeflemiştir. Müziğin kültürel kimliğin korunmasında, tanıtılmasında ve diğer kuşaklara aktarılmasındaki önemi de Türk Dili Üzerine Yaptığı ÇalışmalarAtatürk, Türk değerlerine önem verdiği gibi Türk diline de önem vermiş, bu alanda çalışmalar yapmıştır. Türk dilinin zenginliğini ve genişliğini göstermek, yabancı sözcükleri Türkçeden arındırmak için Türk Dil Kurumu’nu kurmuştur. Türkçe sözlük hazırlanması, yabancı eserlerin çevrilmesi, diğer ağızlarla olan kelime farklılıklarının giderilmesi Türk Dil Kurumu sayesinde Kasım 1928 tarihinde resmi olarak Yeni Türk Alfabesi kullanılmaya başlamıştır. Atatürk’ün dil alanında yaptığı gelişmelerden biri de Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi’ni kurmak olmuştur. 9 Ocak 1936’da açılan bu fakültede Türk dili ve tarihi hakkında eğitimler verilmiş, dilini bilen öğrenciler Yazdığı KitaplarAtatürk hayatının her alanında kitaplara ve edebiyata değer vermiş, kitap okumak için mutlaka vakit ayırmıştır. Kitap sevgisi bazı dönemlerde sadece okumakla kalmamış, yazmaya da dönüşmüştür. Yazılarının kitaplaştırılması sayesinde Atatürk’ün düşüncelerinin ileri görüşlülüğü, akılcılığı ve zekası gösterilmiştir. Atatürk’ün kitapları- Tabiye Meselesinin Halli ve Emirlerinin Sureti Tahririne Dair Nesayih- Takımın Muharebe Talimi 1908- Cumalı Ordugahı – Süvari Bölük, Alay, Liva Talim ve Manevraları 1909- Tabiye ve Tatbikat Seyahati 1911- Bölüğün Muharebe Talimi 1912- Zabit ve Kumandan ile Hasbihal 1918- Nutuk 1927- Vatandaş için Medeni Bilgiler 1930- Geometri 193728/31Atatürk'ün en sevdiği türküler ve şarkılarAtatürk, müzik konusuna büyük bir ilgi göstermiştir. Kendisi özellikle türkü türündeki eserlere kıymet vermiştir. Bu bağlamda, günümüzde Mustafa Kemal Atatürk ve onun ince ruhuyla özdeşleşen pek çok türkü dinlenmeye devam etmektedir. Atatürk’ün severek dinlediği bazı türküler ise; Vardar Ovası, Bülbülüm Altın Kafeste, Yemen Türküsü, İzmir’in Kavakları ve Çalın Davulları şeklinde imzasıAtatürk'ün İmzası İsmi Olan Kemal'in K harfi ve soyadı olan Atatürk'ten oluşmaktadır. K. Atatürk şeklinde el yazısı ile şiirleri - Atatürk ile ilgili en güzel şiirlerUlu önder Mustafa Kemal Atatürk, milli mücadele dönemi ve sonrasında yapmış olduğu işlerle hem Türk toplumu hem de diğer toplumlar üzerinde büyük bir etki bırakmıştır. Bu kapsamda, ünlü şairlerin kaleminden Atatürk hakkında pek çok şiir dökülmüştür. Ümit Yaşar Oğuzcan’a ait Mustafa Kemal’i Düşünüyorum şiiri de bunların başında gelmektedir. Bunun dışında; Faruk Nafiz Çamlıbel, Fazıl Hüsnü Dağlarca ve Orhan Seyfi Orhon gibi şairler de şiirlerinde Atatürk temasını şarkıları - Atatürk için söylenen en güzel şarkılar ve sözleriAtatürk’ü konu alan şiirlerle karşılaşmak mümkün olduğu gibi onu hatırlatan şarkılarla karşılaşmak da mümkündür. Bu bağlamda, özellikle Türkiye Cumhuriyeti’nin resmi bayramlarında öğrenciler tarafından bu tarz parçaların söylendiği ile karşılaşılmaktadır. Tam olarak şarkı türünde ele alınmasa da 10. Yıl Marşı ve 50. Yıl Marşı da hem Cumhuriyet’in ilanını kutlamak hem de Atatürk’ü anmak amacıyla bestelenmişlerdir. ATATÜRK`ÜN DİNİ DÜŞÜNCE VE İNANÇLARI Yakın yıllara kadar Atatürk`ün İslam dini ile ilgili söylediklerini, yaptıklarını, yapmak istedikleri gerçek yönü ile ele alıp objektif olarak incelenmemiş, Atatürk`ün dine ve İslam’a karşı olduğu hiçbir temele dayanmadan, bazı çevrelerce kasıtlı olarak yayılmak istenmiştir. Bu konu sürekli işlenerek inanan kişileri Atatürk düşmanı yapmakta kullanılmıştır. Bugün Türkiye`de Ulu Önder Atatürk`e sığınılarak yürütülen din düşmanlığı yanında, dine sığınarak yapılan Atatürk düşmanlığı da had safhaya ulaşmıştır. Atatürk`e dayanılarak yapılan bu iki faaliyetin maksat ve hedefleri değişik olup, bu iki grubun propaganda ve baskısı öyle büyük boyutlara ulaşmıştır ki; dindar olmakla, bu kutsal vatanı düşman işgalinden kurtaran Atatürk`ü sevmek birbirine aykırı olarak sergilenmiş, birine Müslümanlık derken, diğerine kafirlik gözü ile bakılmaya başlanmıştır. Atatürk`ün dinsiz ve İslam’a karşı olduğu, dini isteklere hoşgörü göstermenin laiklikten taviz vermek olduğu düşüncesi tamamen yanlış ve maksatlı düşüncelerin ürünü olup, milli birlik ve bütünlüğümüze yönelik propagandaların başını çekmektedir. Atatürk`ün din aleyhine, özellikle İslam dini ve Müslümanlık aleyhine söylediği tek bir kelime dahi bulunmamaktadır. Aksine İslam dininden ve Hazret-i Peygamberimizden övgü ve saygıyla bahseden ve Müslümanlığı ile iftihar eden birçok sözleri bulunmaktadır. Öncelikle hepimizin bilmesi gereken bir konu vardır ki; Atatürk Müslüman bir toplum içinde ve Müslüman bir aileden doğmuştur. Bir insanın dini inançları, dini duyguları ve dini kültürü; doğup büyüdüğü, terbiyesini aldığı ailesi, içinde bulunduğu toplum, çevresi ve okuduğu okullar arasında çok sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Bu açıdan baktığımızda Atatürk`ün hayatında din ile ilgili son derece önemli ayrıntılar görmekteyiz. Atatürk, öncelikle dini inançları çok yüksek olan bir aileden, Müslüman olan bir anne ve babadan doğmuştur. Atatürk ilk dini bilgilerini ailesinden, özellikle annesinden alıştır. Atatürk`ün annesi Zübeyde hanım Atatürk`ü devrin geleneklerine uygun bir Müslüman ailenin çocuğu gibi yetiştirmiştir. Yine zamanın adetlerine göre ilahilerle diğer bir deyişle "Amin Alayı" ile okula başlatmıştır. İlk eğitimine başladığı okullarda ciddi bir din eğitimi almış daha sonra okuduğu Selanik Askeri Rüştiyesi ve Manastır Askeri İdadisinde ciddi ve üst seviyede din kültürü almıştır. Selanik Askeri Rüştiyesi ve Manastır Askeri İdadisi ders programları incelendiğinde bu okullarda çok ciddi ve üst seviyede din eğitimi verildiği görülmektedir. Atatürk aldığı bu din eğitimi sayesinde din ile ilgili olarak okuduğu ve incelediği Cactani`nin "İslam Tarihi",Corci Zeydan`ın "Medeniyet-i İslamiye Tarihi" gibi bugün ancak İlahiyat Bilginlerince okunan ve incelenen eserleri belirtmek yerinde olur. Atatürk`ün İslam dini ile ilgili bilgi ve kültürü daha sonraki dönemlerde liseler için yazdırdığı tarih kitabının "İslam Tarihi" bölümünü bizzat kendisinin yazması ile ortaya çıkmıştır.1 Milletinin tarihini yazan büyük liderler, mensup oldukları milletin maddi ve manevi değerlerine sahip ve bunları hayatlarının her safhasında başarıyla uygulamış kişilerdir. Unutulmamalıdır ki! Ulu Önder Atatürk bir ferdi olmakla iftihar ettiği Yüce Türk Milletinin maddi ve manevi değerlerini benimsemiş, özellikle milletimizi yüzyıllar boyu etkilemiş, ruh ve şekil vermiş manevi değerlerimizden en önemlisi olan Kutsal Dinimizle bütünleşmiş ve İslam dinine olan inancını hayatının her safhasında vicdanının en huzurlu köşesinde saklamıştır. mustafa Kemal Atatürk`ü dine, İslam’a karşı göstermek isteyenler çok iyi bilmelidirler ki; Atatürk softa ve yobazların yanında olmamış, yalnız dinin yanında olmuştur. Türk Milletinin tertemiz inanç ve inanışına her zaman saygı duymuş, inanmış, dinin yüce bir kuru olduğunu devamlı söylemiş, ancak din duygusunun sömürülmesine asla izin vermemiş ve verdirmemiştir. Türk`ü ve Türk Milletini yürekten seven bir kişi olarak Milleti gibi İslam Dinine yürekten inanmış, hatta bu yüce milletin "Daha da dindar olması gerektiğini" açık yüreklilikle söylemiştir.2 Fransız gazetecisi Mavrice Perno`nun sorduğu sorulara verdiği cevaplar bunun en güzel ve net kanıtlarıdır. M. Perno Şu halde yeni Türkiye`nin siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak mı? Atatürk Siyasetimizi dine aykırı olmak şöyle dursun, dini bakımdan eksik bile hissediyoruz. M. Perno Düşündüklerinizi daha açık izah eder misiniz? Atatürk Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime bizzat hakikate nasıl inanıyorsam buna da öyle inanıyorum. Şuura muhalif, gelişmeye engel hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki Türkiye`ye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık, suni, batıl inanışlardan ibaret olan bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşmazlarsa kendilerini mahv ve mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız.3 Atatürk diğer bir konuşmasında ise Peygamberimiz Hazret- i Muhammet için şunları söylemiştir."O Allah`ın birinci ve en büyük kuludur O’nun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonuca kadar O ölümsüzdür"4 Yine Atatürk saltanatın kaldırılmasıyla ilgili 30 Ekim 1922 günü TBMM. De yaptığı konuşmada; "Ey arkadaşlar! Allah birdir, büyüktür."Adet-i İlahiye`nin gerçekleşmesine bakarak diyebiliriz ki. Diye başlayan konuşmasına devamla,"Onlara Hazret-i Adem Aleyhisselam`dan itibaren bilinen ve bilinmeyen ve sayısız denecek kadar çok nebiler, peygamberler ve resuller göndermiştir. Fakat Hazret-i Peygamberimiz aracılığı ile son dini ve medeni gerçekleri verdikten sonra artık insanlarla aracı kullanarak ilişki kurmaya gerek görmemiştir. İnsanların bilinç düzeyi, aydınlanma ve gelişimi her kulun doğrudan doğruya ilahi ilhamlarla ilişki kurma yeteneğine vardığı kabul buyurmuştur. Ve bu sebepledir ki Cenab-ı Peygamber, Hatem-ul-embiya olmuştur ve kitabı, son kitaptır. Son peygamber olan Hazret-i Muhammet Sallallahualeyhivesselam, bin üç yüz doksan dört sene evvel Rumi Nisan içinde ve Rebülevvel ayının onu, ikinci pazartesi gecesi sabaha karşı tan yeri ağarırken doğdu........ Bugün o gündür, gerçekten Arab’i tarihlerde bu akşamı doğum gününün tam yıldönümüne rastlıyor, inşallah bu hayırlı tesadüftür. Hazret-i Muhammet çocukluk ve gençlik günlerini geçirdiği dönelerde yüzü nurani, sözü ruhani, doğru yolda ödünsüz, sözüne sadık, mertlik ve güzel huy sahibi olarak başkalarına üstün olan Hazret-i Muhammet mustafa, önce bu özel ve üstün özellikleri ile kabilesi içinde "Muhammed-ul Emin" oldu. Ondan sonra kırk yaşında peygamberlik ve kırk üç yaşında elçilik geldi. Alemlerin Peygamberi Efendimiz sayısız tehlikeler içinde, sonsuz zahmetler içinde yirmi sene çalıştı ve İslam Dinini kurmaya ait peygamberlik görevini yerine getirmeyi başardıktan sonra "Yüce mevkisine kavuştu".5 Atatürk’ün 1 Mart 1922 tarihinde yine mecliste yaptığı bir konuşmasında hutbe ile ilgili soruları şöyle cevaplıyordu.”Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Mimberlerden halkın anlayabileceği dilde, ruh ve beyine hitap olunmakla Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur. Fakat buna karşılık, hutbe okuyanların taşıması gereken özellikler ve dünyanın durumunu anlayıp bilmesi önemlidir.”6 mustafa Kemal Atatürk’ün bu konuşmasından takriben bir yıl sonra ”Balıkesir Zağanos Paşa Camii”nde bir Cuma hutbesi okumuştur. “Ey Millet ! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah’ın selamı, atıfeti, hayrı üzerinizde olsun. Peygamberimiz Muhammet mustafa S. Efendimiz Hazretleri Cenab-ı Hak tarafından insanlara hakayık ve akaid-i katiyyeyikesin inançları telkin etmek için memur olmuştur, mersul olmuştur. Peygamber Efendimiz Hazretlerinin delalet-i peygamberanesiyle tesis etmiş olan dinimizin Kanun-i aslisi cümlenizce malumdur ki Kuran-ı Azimüşşanın ihtiva ettiği nusuhtur Öğütlerdir.Bu nusuha istinaden tesis etmiş olan dinimiz 1300,bu kadar seneden beri alem-i beşere feyz-i ruhaniye vermiş son dindir ve din-i ekmeldir. Çünki tabiata, akla, mantığa tamamen muvafık ahkamı ihtiva eder. Filhakika böyle olması ve en son din olabilmesi için bu mezayayı aliyeyi yüksek meziyetleri cami bulması içine alması icap eder Çünkü aksi takdirde kavanin-i ilahiye İlahi Kanunlar betinde tezat olması lazımdır. Zira bilcümle Kavanin-i diniyeyi yapan ve kuran Allah Azimüşşan’dır. Biliyosunuz Cenab-ı Peygamber bütün mesai-i zatiyesinde şahsi çalışmalarında iki haneye malik bulunuyordu. Biri kendi evi, diğeri Allah’ın evi idi. Millet işlerini ekseriya Allah’ın einde, camide Eshab-ı Kiram ile iştişare ederek yapardı. Biz bu dakikada Allah’ın evinde bulunuyoruz. Allah’ın huzurunda, Peygamberimiz Aleyhissalatü VesselamEfendimizin Ehl-i İman ile beraber içtima ettiği Dar-ı Kudside bulunuyoruz. Böyle bir sevaba beni muzahir eden kavuşturan Balıkesir’in didar, çok kıymetkar ve kahraman insanlarının huzurudur. Bundan dolayı çok memlunum. Çünkü Cenab-ı Hak’ka karşı en kıymetli bir vazife ifa ettiğimizden naşi dolayı en büyük sevaba nail olacağım. Ey Balıkesir Halkı ! Camiler yalnız birbirimizin yüzüne bakmaksızın yatıp kalkmak için değildir.. Camiler bilhassa din ve dünya için neler yapmak mecburiyetinde olduğumuzu düşünmek, meşveret etmek içindir. Her şey ancak meşveretle iyi tarika yolasevk edilir. Biliyorsunuz ki Cenab-ı Peygamber ekseriya rufeka-ı mesaisiyle çalışma arkadaşlarıyla meşveret eder. Dünya umurunda işlerinde kendinden kuvvetli, daha zeki arkadaşları olduğunu teslim buyururlardı. Binaenaleyh, sizin de kendi işlerinizde her birinizin dimağları mutlaka ayrı ayrı hal-i faaliyette çalışma halinde bulunmalıdır. Bugün burada memleketimizin mamuriyeti için, bütün bunların istinat ettiği istiklal-i tammemiz tam bağımsızlığımız bila kayd-ı şart hakimmiyemiz için neler düşündüğümüzü açıkça söyleyelim, hasbihal edelim. Ben size yalnız kendi düşündüklerimi değil sizin düşündüklerinizi bilmek istiyorum. Esasen amal-i milliye milli emeller,irade-i milliye. Temayulat-ı milliye demek, halkın içerisinden şu veya bu birkaç kişinin emelleri değil, bütün milletin muhassalası özü demektir. Bu muhassalanın fevkine çıkmak ve tahtında Altında kalmak mutlaka yanlıştır. Hakiki yolu bulabilmek için halkın efkarı hissiyatını fikri duygularını daima bilmek lazımdır. Buna binaen sizden çok rica edeceğim Bana ne sormak istiyorsanız sorunuz, dinleyeceğim. Cenab-ı Hakka tekrar hamd ve sena ederek burasını terk ve sizi dinlemek üzere aşağıya iniyorum”. Atatürk mimberden indikten sonra “Hutbe” ile ilgili olarak sorulan bir soruya şu cevabı vermiştir. “Hutbe demek halka hitap etmek. Yani söz söylemek demektir. Hutbenin manası budur. Hutbe denildiği zaman bundan bir takım kavram ve manalar çıkarılmamalıdır. Hutbeyi söyleyen hatiptir. Yani söz söyleyen demektir. Biliyoruz ki, Hazret-i Peygamber Efendimiz hayatta bulunduğu dönemde hutbeyi kendileri söylerlerdi. Gerek Peygamber Efendimiz ve gerek ilk dört Halife’nin hutbelerini okuyacak olursanız görürsünüz ki, gerek Peygamberin, gerek dört Halifenin söylediği şeyler o günün meseleleridir. O günün askeri, idari, mali, siyasi ve sosyal konularıdır. Müslümanlar çoğalmaya, İslam ülkeleri genişlemeye başlayınca, Hazret-i Peygamber’in ve dört Halife’nin hutbeyi her yerde bizzat kendilerinin söylemelerine imkan kalmadığından, halka söylemek istedikleri şeyleri tebliğe bazı kişileri görevlendirmişlerdir. Bunlar herhalde Müslümanların en büyük reisleri idi. Onlar cami şeriflerde ve meydanlarda ortaya çıkar, halkı aydınlatır ve doğru yolu göstermek için ne söylemek lazımsa söylerlerdi. Bu usülun devam edebilmesi için bir şart lazımdı. O da milletin reisi olan kişinin halka doğruyu söylemesi, halkı dinlemesi ve halkı aydınlatması. Halkı genel durumdan haberdar etmek son derece önemlidir. Çünkü her şey açık söylendiği zaman halkın aklı faaliyet durumunda bulunacak, iyi şeyleri yapacak ve illetin zararına olan şeyleri reddederek şunun veya bunu arkasından gitmeyecektir… Ancak, millete ait işleri milletten gizli tuttular. Hutbelerin halkın anlamıyacağı bir dilde olması ve onların da bugünkü gereklere ve ihtiyaçlarımıza değinmemesi, halife ve padişah adını taşıyan zorbaların arkasından köle gibi gitmeye mecbur etmek içindi. Hutbeden maksat halkın aydınlanması ve doğru yolun gösterilmesidir, başka bir şey değildir. Yüz, iki yüz hatta bin sene evvelki hutbeleri okumak, insanları bilgisiz ve tembellik içinde bırakmak demektir.. Hatiplerin halkın kullandığı dille konuşması lazımdır. Geçen sene Millet Meclisi’nde söylediğim bir nutukta demiştim ki; Mimberler, halkın şuurları ve vicdanları için bir ilim ve nur kaynağı olmuştur. Böyle olabilmesi için mimberlerden yankılanacak sözlerin bilinmesi, anlaşılması ve ilmi ve fenni hakikatlere uygun olması lazımdır. Asil hatiplerimizin siyasi, sosyal ve medeni gelişmeleri her gün takip etmeleri gerekmektedir. Bundan dolayı hutbeler tamamen Türkçe ve zamanımızın ihtiyaçlarına uygun olmalıdır ve olacaktır.”7 Atatürk 16 mart 1923 tarihinde Adana’da yaptığı bir konuşmada İslam dininin mahiyeti, çalışmaya verdiği değer ve gerçek din alimi konularına değinmiş, fikir ve düşüncelerini şöyle açıklamıştır. “Bizi yanlış yola sevk edenler, bilirsiniz ki çoğu din perdesine bürünmüşler, saf ve temiz halkımızı hep dini kural sözüyle aldata gelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz. Dinleyiniz. Görürsünüz ki milleti mahveden, esir eden, harap eden kötülükler hep, din perdesi arkasındaki dinsizlikten ve kötülükten gelmiştir. Elhamdülillah, hepimiz Müslümanız. Hepimiz dindarız. Artık bizim dinin icabatını öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında verdiği dersler bile, bize dinimizin esaslarını anlatmaya kafidirler. Buna rağmen, hafta tatili dine muğayyirdir gibi hayırlı ve akla dine mufafık meseleler hakında, sizi iğfal ve idlale çalışan habislere ittiat etmeyin. Milletimizin içinde hakiki ve ciddi ulema vardır. Milletimiz bu gibi ulamasıyla müfteridir. Onlar milletinin emniyetine ve ümmetinin itimat’ına mazhardırlar. Bu gibi ulemaya gidin. Bu efendi bize böyle diyor, siz ne diyorsunuz deyiniz. Fakat suret-i umumiyette buna ihtiyaç yoktur. Bizim dinimiz için herkesin elinde bir değer ölçüsü vardır. Bu değer ölçüsü ile herhangi bir şeyin bu dine uygun olup olmadığını kolayca takdir edebilirsiniz. Hangi şey ki akla, mantığa, toplum çıkarına uygundur. Biliniz ki o dinimize uygundur. Bir şey akıl ve mantığa, toplum çıkarına, İslam’ın çıkarına uygunsa, kimseye sormayın o şey dindir. Eğer bizim diniz akıl ve mantıkla uyuşan bir din olmasaydı en mükemmel din olmazdı, en son din olmazdı. Bizim dinimiz milletimize hakir, miskin ve zelil olmayı tavsiye etmez. Bilakis Allah’ta, Peygamber’de insanların ve milletlerin izzet ve şereflerini muhafaza etmeyi emrediyor.8 Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla ilgili olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı inançsız olma sanıyorlar, asıl inançsızlık onların bu inanıştır. Bu yanlış yorumu yapanların amacı İslam’ın inançsızlara esir olmasını istemek değil de nedir. Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak sarıkla değil akılladır.9 Atatürk’ün 20 Mart 1923 tarihinde Konyalı gençlerle yaptığı konuşmasında aşağıdaki değerlendirmelerini yaptığını görmekteyiz. “Müslüman kavimler içinde pek azı bizim ulusumuz olan Türkler kadar ulusal gelenek ve görenekleri bakımından sakat şeylere sahip değildi Türk toplumsal geleneklerinden pek çoğu İslam gerçeğine uygun ve yakındı. Ama Türkler bulundukları alan, yaşadıkları bölgeler bakımından bir yandan İran ve öbür yandan Arap ve Bizans uluslarıyla temas içindeydiler. Kuşku yok ki temasların uluslar üzerinde etkileri görülür. Türklerin temas ettiği ulusların o zamanki uygarlıkları ise bozulmaya başlamıştı. Türkler bu ulusların sakat adetlerinden, kötü yönlerinden etkilenmekten kendilerini alıkoymuşlardır. Bu durum kendilerinde karma karışık, bilinç dışı, insanlık dışı düşünüşler doğurmaktan uzak kalmamıştır. İşte düşünüşümüzün belli başlı nedenlerinden birini bu nokta oluşturuyor. Yine biliyorsunuz ki İslam alemi içindeki toplumlar ile Hıristiyanlık alemi yığınları arasında birbirini bağışlamaz gören karşıtlık vardır. İslamlık Hıristiyanların, Hıristiyanlar İslamların sonuna değin düşmanları oldular.. Aydınlar asıl yığını kendi hedefine yöneltmek ister halk yığınları ise bu aydınlar sınıfına bağımlı olmak istemez o başka bir yön belirtmeye çalışır. Aydın sınıfı telkinle, uyarılarıyla çoğunluk yığını kendi amacına göre inandırmayı başaramayınca başka araçlara başvurur., Halka baskı ve zorlamada bulunmaya başlar…artık burada asıl çözümleyici noktaya geldik Halkı ne birinci yol ile, ne zorlama ve baskı ile kendi hedefinde sürüklemeyi başaramadığımızı görüyoruz;neden? Arkadaşlar bunda başarılı olması için aydın sınıfla halkın düşünüş ve hedefi arasında doğal bir uyum olması gerekir. Yani aydınlar sınıfının halka telkin edeceği ülküler, halkın ruh ve vicdanından almış olmalı, oysa bizde aydınların telkinleri ulusumuzun ruhunun derinliğinden alınmış ülküler midir? Kuşkusuz hayır;aydınlar içinde çok iyi düşünenler vardır. Ama genellikle şu yanlışımız da vardır ki inceleme ve araştırmalarımıza alan olarak çoğunlukla kendi ülkemizi, kendi özelliklerimizi ve gereksinmelerimizi almalıyız. Aydınlarımız belki bütün dünyayı, büyün başka ulusları tanır ama kendilerini bilmezler.”10 Yine Atatürk 1923 yılında İzmit ve Eskişehir konuşmalarında şunları söylemiştir. “Cenab-ı Peygamber bu devletlere gönderdiği peygamberlik mektuplarında buyurmuşlardır ki ; Allah birdir ve ben O’nun tarafından size gerçekleri anlatmakla vazifeliyim. Hak dini İslam dinidir ve bunu kabul ediniz. Ben size Hak dinini kabul ettirmekle zannetmeyiniz ki, sizin milletinize, sizin hükümetinize el koymuş olmayacağım. Siz hangi hükümet şeklinde hangi durunda bulunuyorsanız o yine aynı kalacaktır. Yalnız Hak dinini kabul ediniz ve koruyunuz.”11 Atatürk başka bir konuşmasında İslam dininde ruhban sınıfının olmadığını şöyle söylüyordu;”Her şeyden önce şunu en basit bir dini gerçek olarak bilelim ki, bizim dinimizde özel bir sınıf yoktur. Ruhbanlığı reddeden bir din, tekelciliği kabul etmez. O halde biz diyemeyiz ki, bizde özel bir sınıf vardır. Diğer insanlar dini yönden aydınlatma hakkından yoksundur. Böyle düşünecek olursak kabahat bizde, bizim cahilliğimizdedir. Hoca olmak için yani dini gerçekleri halka telkin etmek için mutlaka hoca elbisesi şart değildir. Bizim yüce dinimiz her erkek ve kadın Müslüman’a genel olarak araştırmayı farz kılar ve her erkek ve kadın Müslüman toplumu aydınlatmakla yükümlüdür. Efendiler bir fikri daha düzeltmek isterim. Milletimizin içinde gerçek din adamları, din adamlarımız içinde de milletimizin hakkı ile iftihar edebileceği bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara karşı hoca elbisesi altında gerçek ilimden uzak, gereği kadar öğrenmemiş, ilim yolunda gereği kadar ilerleyememiş hoca görünüşlü cahillerde vardır. Bunların ikisini birbiriyle karıştırmamalıyız. Seyahatlerimizde birçok gerçek aydın, din bilginimizle temas ettim, onların en yeni ilmi terbiyeyi almış sanki Avrupa’da tahsil etmiş bir seviyede gördüm. İslamiyet ruhu ve hakikatlerini çok iyi bilen din adalarımızın hepsi bu olgunluk derecesindedir. Şüphesiz ki, bu gibi din adamlarımızın karşısında imansız ve hain din adaları da vardır, bunları onlarla karıştırmak doğru değildir.”12 Bir gün Ankara Orman Çiftliğinde çeşitli konular görüşülürken yanlarında bulunan Asaf İLBAY’a Atatürk’ün din hakkındaki fikirlerini öğrenmek için fırsat doğmuştur. Atatürk ile baş başa kaldığı bir andan faydalanarak “Paşam din hakkında düşüncelerinizi öğrenmek istiyorum” der. Atatürk;”Din vardır ve lazımdır. Temeli çok sağlam bir dinimiz var. Malzemesi iyi, Fakat bina uzun asırlardır ihmale uğramış, harçlar döküldükçe yeni harç yapıp binayı takviye etmek lüzumu hissedilmemiş. Aksine bir çok yabancı unsur binayı fazla hırpalamış, bu gün bu binaya dokunulamaz, tamir de edilemez. Ancak zamanla çatlaklar derinleşecek ve sağlam temeller üzerine yeni bir bina kurma lüzumu hasıl olacaktır. Din bir vicdan meselesidir. Herkes vicdanının emrine uymakla serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünce ve tefekküre muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini millet ve devlet işleriyle karıştırmamaya çalışıyor, kasde ve fiile dayanan taassupkar hareketlerden sakınıyoruz. Mürtecilere asla fırsat vermeyeceğiz.”diye belirtmiştir.13 “Atatürk’ten Bilinmeyen Hatıralar” isimli eserin yazarı Münir Hayri EĞELİ, “Atatürk için dinsiz diyenler oldu. Bunu bir moda imiş gibi yayanlar vardı. Onun laiklik anlayışını dinsiz gibi göstermekte fayda bulanlar oldu. Halbuki Atatürk yobaz aleyhtarı idi. Size başımdan geçen bir vakayı naklederek başlayayım. Bir gün Necip ali Ona; Efendim Münir Hayri namaz kılar dedi. En yakın dostunun beni bu şekilde takdim ettiğini gören beni sevmeyenler;şimdi kovulacağımı zannederek gülüştüler. Atatürk ile aramızda şu konuşma geçti. -Sahi mi ? -Evet, Paşam. -Niçin namaz kılıyorsun ? -Namaz kılınca içimde bir huzur ve sukun hissederim. Atatürk demin gülenlere döndü. -Batmak üzere bulunan bir gemide bulunsanız, herhalde yetiş gazi demesiniz;Allah dersiniz. Bundan tabii ne olabilir. Sonra bana döndü. -Dünyadaki işlerine zarar getirmemek şartıyla namazını kıl, heykel yap, resim de. Atatürk asla dinsiz değildi. Laikti. Taassubun şiddetli düşmanıydı. Medreseleri kapattığı zaman yakınında bulunan Rahmetli Galip’e; -Yahya Galip bey, Müslümanlıkta rakiplik yoktur. Medreseler eski Türklerin kurdukları modern üniversitelerin taassubun elinde ıslah olmayacak tereddiye uğramış harabeleridir. Bunları ne ıslah, ne de idame ettirmek kabildir. Yıkmaktan kastımız budur. Müslümanlıkta imam, cemiyetin en üstün adamıdır, zamanın en münevver adamıdır. Dört beş yüzyıl birbirini tutmayan içtihatlarla, esen rüzgarlara göre verilmiş fetfalarla inançlarıyla oynanan Türk Milletinin din duygularını, bir sürü skolastik cahilin eline bırakamayız. İleride bu işi bizzat elime alacağım.” Diyerek konuya açıklık getiriyordu.14 Yine konuşmalarında üstünde önemle durduğu iki konuya değinerek ”Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur.”diyordu.15 “Milletimiz, din ve dil gibi kuvvetli iki fazilete sahiptir. Bu faziletleri hiçbir kuvvet milletimizin kalp ve vicdanlarından cekip alamamıştır ve alamaz.”diyordu. yukarı da açıklamaya çalıştığımız gibi Atatürk Din ve Peygamberimiz hakkında samimi bir inanca sahiptir Ancak bir takım hurafeler, safsatalar ve çıkar hesaplarıyla, inananların saf ve temiz inançlarını özellikle siyasi ve maddi çıkar aracı olarak kullanmak isteyen softa ve yobazlarla amansız bir mücadeleye girmiştir. Ve ”Türkiye cumhuriyeti’nin şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar ülkesi olmadığını” defalarca belirtmiştir.16 Atila ŞİMŞEK Kur. Alb.e KAYNAKLAR Borak, Atatürk ve Din Ziya Karal, Atatürk’ten Düşünceler Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri. Borak, Atatürk ve Din. Öztürk, Atatürk’ün TBMM. Açık ve Gizli Oturumlardaki Konuşmaları. Aytaç, K Atatürk, Din Politikası Üzerine Konuşmaları. 8, Söylev ve Demeçleri. İnan, K. Atatürk’ün 1923 Eskişehir, İzmir konuşmaları. 13. Mahmut Esat Bozkurt. Yayinlardan "UYUYAN MİLLETLER YA ÖLÜR YADA KÖLE OLARAK UYANIR"M. ÖYLE ISE UYANIN !!! 0 kişi takip ediyor. Paylaş 11 RABBİMİZ BIZLERE AÇIK BILDIRMIŞTIR SEÇIM BİZE AYIT Enam İşte bu Kur´an, bizim indirdiğimiz mübarek bir kitaptır. Buna uyun ve Allah´tan korkun ki size merhamet edilsin. Enam Kitap, yalnız bizden önceki iki topluluğa hıristiyanlara ve yahudilere indirildi, biz ise onların okumasından gerçekten habersizdik» demeyesiniz diye;Enam Yahut Bize de kitap indirilseydi, biz onlardan daha çok doğru yolda olurduk» demeyesiniz diye Kur´an´ı indirdik. İşte size de Rabbinizden açık bir delil, hidayet ve rahmet geldi. Kim, Allah´ın âyetlerini yalanlayıp onlardan yüz çevirenden daha zalimdir! Âyetlerimizden yüz çevirenleri, yüz çevirmelerinden ötürü azabın en kötüsüyle cezalandıracağız. Enam Onlar ancak kendilerine meleklerin gelmesini veya Rabbinin gelmesini yahut Rabbinin bazı alâmetlerinin gelmesini bekliyorlar. Rabbinin bazı alâmetleri geldiği gün, önceden inanmamış ya da imanında bir hayır kazanmamış olan kimseye artık imanı bir fayda sağlamaz. De ki Bekleyin, şüphesiz biz de beklemekteyiz! Izzet Yanbaşlı 4 yıl buna inanan var mi acaba Serdar Köze 4 yıl inanmayin ama gercegi bilmek istiyorum derseniz arastirin öğrenin bu tarihi belgelerde mevcut olan bir belgedir beyfendi aslı suudi krala yazılmış bir mektuptur Ataturkun suudi krala yazdigi bu olay ve tarihteki mektubunu arastira bilirsiniz Fatoş Duran 4 yıl mustafa Kemal çok yanılmış, eğer bunu dediyse, DİNSİZ MİLLET OLMAZ, İDAME EDİLMEZ vs diye. Japonya, Dinsiz sayısı yüzde 70, Dünyanın en yüksek kişi başı gelirine sahip Norveç, tede benzeri oranlar var. Facebookta Paylaş Twitterda Paylaş Linki kopyala Şu anki atatürkcuyum diyenler hiç atalarinin dediği ŞEKİLDE değil ÖLÜM SONRASINDA islâm usulünce gömülür o kadar Zuhruf Doğrusu Kur´an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız. Facebookta Paylaş Twitterda Paylaş Linki kopyala Kuran’ın yasalarını Muhammed yazmıştır.” Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir. Kaynak Atatürkün emriyle liselerde okutulan tarih kitabı 1938, 2. cilt “Din, körü körüne bağlanmaktır.” Gerçekte dinleri konusunda halkın hiçbir fikri yoktur, din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir. M. Kemal Kaynak Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan “Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar !” Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. M. Kemal Kaynak Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan “İnsanları Allah değil “tabiat” üretti” Natür Tabiat insanları üretti, onları kendisine taptırdı da…M. Kemal Kaynak Atatürkten Düşünceler, Derleyen Prof. Enver Ziya Facebookta Paylaş Twitterda Paylaş Linki kopyala Arapların dini Türkleri mahvetti” Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir milletti. Arap dinini kabul ettikten sonra Türk milletinin milli rabıtaları gevşedi; milli hisleri ve heyecanı uyuştu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, bir arap milleti siyasetine müncer oluyordu. M. Kemal Kaynak Medeni bilgiler ve Atatürkün El Yazmaları, Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1969, s 364-365 Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkilabı yapmazsak, başka hiçbir zaman yapamayız. M. Kemal Kaynak Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası; Emre Yayınları, Aralık 1991, s 165. İnsanlar ilk devirlerinde pek acizdi. Kendilerini koruyamıyorlar, hiçbir hadisenin de sebebini bilmiyorlardı. Kendilerini koruyacak bir kuvvet aradılar. Nihayet insanlık vicdanında bir kuvvet yarattı. O da işte Allah’tır. Herşeyi ondan beklediler, ondan istediler. Hastalıktan, felaketten korunmayı hep Allah’larından istediler. Fakat modern çağlarda insan herşeyi Allah’tan beklemedi. Ancak toplumdan bekledi. Her şeyin koruyucusu insan cemiyetidir. Bizi koruyan, refah içinde yaşatan toplumdur. M. Kemal Kaynak Enver Behnan Şapolyo, Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, 1932, s 305. Masum ve cahil insanları, yüzlerce Allah’a taptırmak veya Allah’ları muayyen gruplarda toplamak ve en nihayet bir Allah kabul ettirmek, siyasetin doğurduğu neticelerdir. M. Kemal Kaynak Türk Tarihinin Ana Hatları, 1930, Devlet Matbaası, s 220-221 İnsanlar, kurtçuklar gibi sulardan çıktılar en önce… İlk ceddimiz balıktır. İşler daha daha ilerledikçe o insanlar, primat zümresinden türediler. “Biz maymunlarız”; düşüncelerimiz insandır. M. Kemal Kaynak Ruşen Eşraf Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, s 53. Muhammed, iptida Allah’ın resuluyüm diyerek ortaya çıkmamıştır, bunu düşünmemiştir. Bu düşünce, senelerce mücadele ettikten ve fikirlerini neşreyledikten sonra kendisinde hasıl olmuştur. M. Kemal Kaynak Nokta Dergisi, 17 Kasım 1985 Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok eski rivayetler vardır. Bunlar artık efsanelere karışmıştır. Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetinin ne olduğu malum ve belki de mazbut değildir. Kuran sureleri Muhammed’e açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdi. Muhammed’in söylediği sureler uzun bir devirde dini düşüncelerinin ürünü olmuştur. Muhammed, bu surelere birçok çalıştıktan ve incelemeler yaptıktan sonra edebi şeklini vermiştir. M. Kemal Kaynak Afet İnan, Atatürkün El Yazmaları, 2000′e Doğru Dergisi, 8. Sayı, s 15-16. “Beyni sulanmış hafızlar” Türk milleti, bir kelimesinin manasını bilmediği halde, Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. M. Kemal Kaynak Medeni Bilgiler, Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1969, s 364-365. Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar. Onun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız.Kaynak İstanbul, Tekin Yayınevi, 1990, s 83-84. Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. M. Kemal Kaynak Andrew Mango, Atatürk, s 447. Facebookta Paylaş Twitterda Paylaş Linki kopyala

atatürk annesinden gizli hangi sınava girmiştir