🐆 Kitaplarımı Asla Okumam Ilgilendirmiyorlar Beni

Geçen yıl öğrencilerimden biri "hocam bi kitapta gerilim yoksa, heyecan yoksa ben okumam! hatta cinayet olmalı, kan olmalı ki alıp bir kenara atmıyım kitabı" demişti. Hemen hemen bütün sınıfta katılmıştı bu yoruma. Sanıyorum tam onlara göre bir kitap:) Bu Eylül ya da Ekim de de filmi gösterime girecekmiş. Marie Kondo kitabı & felsefesi – tüm eşyaları kategorilerine göre bir kere elden geçirip bir daha asla dağılmama; dolayısıyla yeniden toplamama üzerine kurulu. Eşyaları toplamanın doğuştan gelen bir yetenek olmadığını ve ilk okuldan itibaren öğretilmesi gerektiğini savunuyor. Depolama uzmanlarının istifçiler Beniyeniden iktisat kitaplarımı okumak zorunda bırakan kapitalizmin de Allah belasını versin. 22 Nov 2021 Beyaz kapaklı birazda sararmış bir klasikle başbaşa kaldım. Vİctor Hugo'nun "Bir İdam Mahkumunun Son Günü" adlı kitabı. Elime alır almaz huzursuzluk doldurdu içimi, sanki içinde beni huzursuz edecek bir şeyler varmış gibi. Kitabı kaldırıp rafa koyarken bir kağıt parçası düştü masamın üzerine. X-men ve Fantastic Four gibi kült çizgi romanların başyazarı, bu kez Adam Blake takma adıyla okurların karşısına çıkıyor. İsa'nın ölümüyle ilgili bildiğiniz her şey bir yalan! 22.03.2012 tarihde farklı sitelerde kitabın fiyatı: Okuoku: 21,00 TL. Kitapadresi: 21,00 TL. Kitapyurdu: 21,12 TL. DR: 21,99 TL. Seri genel olarak kolay okunan, kafa dağıtmalık, üstüne düşünüldüğünde insana büyük ihtimal saçma ve problematik gelen fakat oldukça akıcı, Gossip Girl havasında ilerleyen hikayelere sahip. Seriyi ciddiye alarak okumak yerine Reading-slump’ tan çıkmak veya bilimkurgu/fantastik/klasik kitapların arasında bir mola olarak Okul derdiydi,sınav stresiydi derken sıkıntılar çoğaldı.Ve bende çareyi kitaplarda buldum.Dizüstü edebiyat serisinin tüm kitaplarına bayılıyorum fakat içlerinden biri varki beni hayranı bıraktı desek yeridir.Tm öğrencisi olduğum için sürekli klasik eserler okumam tavsiye edilir fakat ben bu önerilerin hiçbirine ne yazık ki pek kulak asamıyorum.Çünkü okurken zP2h4. paul eluard okuma! kitapların birçok satırındaki sözcükleri birbirinden ayıran aralıkların oluşturduğu beyaz biçimlere bak ve bundan esinlen. saklasınlar diye başkalarına ver elini. yokuşlarda yatma. [us çağında çıkardığın zırhı yeniden giy. düzeni olduğu yerde bırak, yoldaki taşları bozup dağıt.] kanıyorsan ve bir insansan, taş tahtadaki son sözcüğü sil gözlerini kapat, böylece biçim ver onlara. [unuttuğun düşlere ver tanımadığın şeyin değerini.] üç demiryolu fenercisi tanıdım ben, beş geçit bekçisi kadın, bir de geçit bekçisi erkek. ya sen? [bağırdığın sözleri hazırlama. boşaltılmış evlerde yatıp kalk. yalnız seninle şenlendi onlar. bir okşamalar yatağı ser okşamalarına.] kapını vururlarsa, son isteklerini anahtarla yaz. sesteki anlamı çal, parlak giysilerin içlerine dek gizlenmiş davullar vardır. ifritlerin büyük acımasını türküle. truva atının üstünde ayağa kalkmış bütün kadınları an. [su içme.] tıpkı o harfi gibi, t harfi gibi, ortaya doğru kanadı ve yılanı bulacaksın. [seni kışkırtan deliliğe göre konuş. parlak renklerle giyin, alışkanlık değildir bu.] bulduğun şey, ancak elin uzandığı sırada senindir. yargılarının kakumunu ısırırken yalan söyle. yaşamını budayansın sen. as kendini, yiğit crillon, onlar seni pek kulak asma'larıyla yere indirecekler. [vefasız bacakları bağla. bırak, düşlerinin pasını yeniden tutuştursun tan.] ayakların önde beklemeyi bil. böylece çıkacaksın yakında, öpörtülü. [yak, ışıt görüngülerini yorgunluğunun.] yenecek neyin varsa sat, açlıktan ölecek ne varsa satın al. olmak eyleminin gelecek zamanıyla etmek eyleminin geçmiş zamanını karıştırmayarak şaşırt onları. yeni pencere camına yerleştirilmiş taşa cam ol. avucunun içini görmek isteyene göğün daha bulunmamış gezegenlerini göster. [anılan günde, yaprak-böceğin o güzel mi güzel boyutlarını hesaplayacaksın. sevdiğin kadının çıplaklığını gözünde canlandırabilmek için, ellerine bak, yüzü yere eğilmiştir. tebeşiri kömürden, gelincikleri kandan ayırt et.] ayaklarımın ucunda içeri girip çıkma zevkini bağışla bana. noktalı virgül noktalamada bile ne denli şaşırtıcı olduklarını gör. yat, kalk, şimdi yine yat. yeni buyruğa dek, manastırın yeni buyruğuna dek, diyeceğim en güzel genç kadınların çarmıh biçimindeki yakayı benimsemelerine dek göğüsleri ortaya seren iki yatay dal, karnın altında çıplak çarmıhın hafifçe kızarmış ayak bölümü. [omuzlarının üstünde başı olandan sakın. yürüyüşünü fırtınalarınkine bakarak düzenle. hiçbir gece kuşunu öldürme.] gündüzsefasının çiçeğine bak anlamak olanağı vermez insana. yüreğini okla delmen gerektiğinde, görünür hedefe kaptırma kendini. tansıklar gerçekleştir; ama yadsımak için. kocamış karga "yirmi yıl" diyor, sen de yetiş onun yaşına. [kötü beğeninin arabacılarından koru kendini. içindeki sıkıntının bedavadan oyunlarını çiz tozlara. yeniden başlama zamanını ele geçirme.] başının, daha düşmediği için, hint kestanelerinin tersine, kesinlikle ağırlıksız olduğunu savun. kıvılcımla yaldızla demir örsün onsuz kara hapını. olası bir kırlangıçlar düşüncesine kılını kıpırdatmadan alıştır kendini. ele geçirilmezi yaz kum üzerine. [ananı babanı düzelt. sağduyuya zarar vermeyen şeyi üstünde saklama. düşün ki bu kadın üç sözcüğe sığar ve bu tepe bir uçurumdur.] yazdığın gerçek aşk mektuplarını zındıkça davranılmış kutsal ekmekle mühürle. şunu tabancaya söylemekten geri kalma çok hoş; ama sanıyorum ki sizi bir yerlerde gördüm ben. dışardaki kelebeklerin tek istedikleri içerdeki kelebeklere kavuşmaktır sokak fenerinin tek bir camını; eğer kırıldıysa, kendinle değiştirme. cehenneme yolla saf olanı; saflık sende cehennemliktir. [aydınlığı körlerin aynasında gözlemle.] dünyanın en küçük, hem de en kaygı verici kitabı senin olsun ister misin? yazdığın aşk mektuplarının pullarını ciltlet ve ağla, her şeye karşın varlık içindesin. [hiç bekleme. iyice bak şu iki eve onda da ölüsün, ötesinde de.] düşün seninle konuşan beni, yanıtlamak için kendini koy benim yerime. [yalnızken ve sana seslenildiğini duyduğunda, duvar kaplamalarının önünden geçme sakın.] gövdeni başka gövdelerin üstünde yiğitçe bur bu sağlık ilkesini yiğitçe benimse. yaprak biçimindeki kuşları yeme hayvansal ağaç güze dayanabilir. senin özgürlüğün beni kahkahalarla güldüren özgürlüktür. [sisin önündeki sisi kovala. nesnelerin ölümlü doğasının sana üstün bir zaman erki vermediğini göz önünde tutup kendini ağaç köküyle as. seni uyandırma sorumluluğunu aptal yastığa bırak.] ağaçları kes istersen, taşları kır; ama sakın kendini, yararlılığın mor aydınlığından sakın. [gözünün biriyle bakıyorsan ötekini kapat.] yok etme güneşin kızıl ışınlarını. sağdaki üçüncü yola sapıyorsun, sonra soldaki ilk yola; bir alana varıyorsun, bildiğin kahvenin yanından dolanıyorsun, soldaki ilk sokağa sapıyorsun, sonra sağdaki üçüncü sokağa; kendi yontunu fırlatıyorsun yere ve kalıyorsun orada. [kaldır şu kadının düşürdüğü yelpazeyi, ne yapacağını bilmeden. vur kapıya, bağır giriniz; ama girme. ölmeden önce yapacak bir şeyin yok.] bizim ailede var olan bir inancı yok. sırf akp'ye kızdı diye dinden çıkan tayfalardan... neredeyse son 15-20 yıldır böyle... ezana, başörtülüye, inanca saygısı yok... televizyonda islamiyet hakkında bir tartışma programı çıksa dahi küfredip kanal değiştirir... bir kere kuran ya da dini kitap okumuşluğu yok... hayatın en önemli sebebi 'anlamını aramak' olduğu hiç umrunda değil... rahmetli babannem bile, babama doğru; bu çocuk beni ahiret dünyamda çok zorlayacak, çok canım yanacak diyordu...bu konuda babannem, babamın deist olduğunu bilmiyordu. sadece dinle alakası olmadıgını biliyordu. onda bile durumu farketmiş, veryansın ablam da öyle... en büyük inancsızlık göstergesi "madem allah var dünyada neden islam ülkeleri geri kalmış" mottosu. bunun dışında hz muhammed ile karşı çıktığı düşünceleri var. yani hz muhammed yaşam şekline karşı çıkması bile onu dinden uzaklaştıran, uzaklaştırmasını bırakın inanmamasını saglayan bir bu hafta bir tane kitap aldım, çok güzel.. islamiyeti, belgeleri - gerçekliği ve delilleriyle beraber anlatan bir kitap... ablama, bu kitabı okumanı istiyorum dedigim an bile kitabın adını "peygamberliğin ispatı" olarak gördüğü an! hayır asla okumam... kesinlikle okumam, verme bana dedi... babama zaten hiç teklif bile etmem, kitabı yırtar bile bir ailedeyim... annem ve kardeşimde bu durum yok şükür..ha bu arada rahmetli dedem, babamın babası dinle hiç alakası olmayan, ama küfre girmeyenküfür ve saygısızlık yapmayan biriydi.. köprü altında çok içerken ölüp, kimsesizler mezarlıgına gömülmüş biriydi... dedemin eşi, babannem de yukarıda ki örnekte gördüğünüz gibi inançlı biriydi... zaten babannem daha sonra dedemden nereye geleceğim... genlerimde, ailemde öyle inançlı bir gelenek yok. hatta küfür içindeler ve hiçbir şekilde inançlara saygıları da yok. buraya yazamayacağım pek çok şey de var...böyle bir aileden çıkmış inançlı bir bireyim... bunun da benim için bir imtihan olduğunu düşünüyorum... böyle bir ailede inançlı çıkmak gerçekten çok zor... hele ki çağımızda internette ki bu din karşıtı dezanformasyon da varken...küçüklüğümden beri okumaya, ögrenmeye, hayatı sorgulamaya çok meraklı bir insandım... 36 yasındayım, 17 yaşında ateizmforumlarda takılırdım, çok şükür hiç inançsızlıga girmedim ama ateizmle ilgili de, islam karşıtı argümanları da okumamazlık etmedim. hatta hic unutmuyorum, turan dursunun "din bu" adlı kitabını almıştım, yeşil kapaklı, babam onu gördü ve kızdı bu eve böyle yobaz kitaplar sokma diye yesil kapaklı ve adı 'din bu' olduğu için din kitabı sandıvelhasıl kelam kendi çapımda ve allahın biraz da olsa gönlünü kazanabilmeyi isteyen günahları olan bir babam ve ablam icin dua ediyorum. ama biliyorum ki kendilerini dine karşı tamamen kapamış, perde indirmişler, dua nasıl kabul olsun ki, ufacık bir işaret yok mânayı aramak için... artık, ahiret dünyasında onların günahlarını azaltabileyim diye dua ediyorum... yine de son nefes verilmeden hicbir şey belli olmaz tabi...genelde "muhafazakar ailenin ateist çocuğu olmak" konusu konuşulur ama böyle durumlarda var aşağıda inançsızlar anlattıklarıma yalan, hikaye demişler... işte inançsızların fıtratı ve bakış açısı üç aşağı beş yukarı böyledir. onlara göre inançsız aileden inançlı birey çıkmaz. böyle bir anlatı olsa dahi bu insanları dine çekmek için yapılan bir yalanmış gercekten çok komiksiniz ve durumunuz da acınası da demek istemiyorum, üzücü diyelim. üzücü bir durumunuz var. yine ıslak hayaller... yine bir suser insanları dine davet etmek için bir hikaye yazmış. insanlar dine gelsin de nasıl bir yalanla getirebilirsek getirelim mantığı. ben halen kendi inandığı şeye inanmayan bir kimseye saygı duyan müslüman görmedim. din ortaya çıkışı itibariyle zaten böyle bir olgu. ölümün belirsizliğine karşı insanları korkut ve saldığın korku ile insanlara biat ettir. sorgulayacak olan insana da aman sorgulama bak cehennem azabı var dersin alemlerde şeklin olur. üniversite'de yan odamda kalan trabzonlu bir arkadaşımdı. babası ateist olmasına rağmen arkadaşım ramazanda oruç tuttuğu için sahur vakti kalkıp ona sahur hazırlayıp uyandırırmış. esek kadar adamken gözleri dolu ve gururla anlatırdı babasını. olmayacak durum değildir. aileler çocuklarının seçimlerine, inançlarına saygı duymalıdır. çocuğum inançlı olursa da saygı duyarım olmazsa da. bu kadar basit. benim neye inanıp neye inanmadığım çocuğumu bağlamaz. olasılık ihtimali üzerinden bakıldığında nadir karşılaşılması beklenen bir durumdur. çünkü inanç öğrenilen/öğretilen bir şeydir. genelde temelleri aile içinde atılır. bu nedenle dominant olarak müslüman ailelere doğmuş çocuklar müslüman olarak yetiştirilmeye çalışılır ve ancak çocuk içine yerleştirildiği kalıbı kirarsa bunun dışına çıkabilir. ki inancın inancsiza toleransina bakıldığında bu durum çoğu evlat için oldukça zorlu bir yolculuktur. ama inancsiz ailenin, çocuğuna bu yönde bir şey öğretmesine gerek yoktur zira çocuk doğduğu anda zaten inancsizdir, notrdur. dolayısıyla ateist bir ailenin çocuğunun inançlı olması için dışaridan verilen bilginin etkisi altına girmesi gereklidir. ancak bu durum inançlı aileye doğmuş bir çocuğun bebekliginden itibaren zihninin yönetilmesine benzemez. inancsiz ailedeki çocuk dayatmalara daha dirençli bir çekirdek aile ortamına sahiptir, dolayısıyla inanışı daha özgürce olacaktır. ayrıca başlığı acan yazarın neden annesini ve kardeşini inançlı kabul etmeyip tüm ailesini inançsız olarak tanimladigini sormak da mümkün. bardağın yarısı inançlı hatta yazarla birlikte inanclilar çekirdek ailenin yüzde altmisini oluşturuyor gibi görünmekte. herkes nasıl arzu ediyorsa öyle yaşasın. hayat kısa. 36 yaşında aile ile yaşamak zorunda değilsiniz. başka bir müslüman ile evlenip ömrün kalanını arzuladığınız şekilde yaşayabilirsiniz. zekayı belirleten genlerin, kaytardığına delalet eder. Merhaba kitap kurdu arkadaşlarım, kitap okumayı seven birisi olarak yıllardır içimde bir ukde olan, okuduğum kitapların önemli yerlerinin altını çizmek istemişimdir. Ama bir türlü içim el verip o güzelim kitapları çizemedim. Çizmeyi bırakın yapraklarının bükülmesine, katlanıp okunmasına dahi izin vermedim. Taki geçen haftaya kadar! Kitabın altını çizerek okumanın bir gün beni üzeceği hiç aklıma gelmemişti. Geçen gün bir makalemde, okuduğum kitabın birinden alıntı yapacaktım ama bir türlü hangi kitap ve sayfası olduğu aklıma gelmedi. Artık The Witcher – Son Dilek kitabından başlayarak önemli cümlelerin altını kurşun kalem ile çiziyorum. Çiziyorum ama gelin bana sorun… O satırların altını ilk kez çizerken sanki kalbim parçalandı, ellerim titredi yapamayacak gibi oldum derken bir anda çizdim gitti. O an omuzlarımdan büyük bir yük kalktı. O ilk çizikten sonra kitabı daha çok benimsedim, daha fazla kişileştirdim kitabı kendime. Sanki kitap benim bir parçam gibi oldu arkadaşlar. Düşünün öldüğünüz zaman çocuğunuz veya torununuz ya da herhangi biri okuduğunuz kitapları okumaya başladığı zaman, altı çizilen cümleleri okumaya başlayınca, benim duygu ve düşüncelerimi hissedecek. Ben Dünya da olmadığım halde fikirlerim olacak, yıllar sonra bile hatırlanıyor olacağım. Kitap sayfalarını çizerek okumak Yukarıda ki düşüncelerin sıcaklığı ile artık kitap konusunda yeni bir başlangıç yaptım arkadaşlar. Ama hala kitaplarımı kimse ile paylaşamıyorum ve bunu asla değiştirmeyeceğim çünkü onlarca kitabım geri gelmedi. Gelenlerde 1-2 yıl sonra yırtılmış veya zarar görmüş şekilde geldi. Neden böyle zarar verdim diyince de ” bir kitap ne söyleniyorsun yenisi alırız ” dediler. O zaman adama sormazlar mı alacak durumun varsa neden sende kitap almıyorsun? Alıyorsan neden aldığın gibi getirmiyorsun? Neyse şuan tek sorunum yazıların altını çizerken kırmızı kurşun kalem mi yoksa normal kurşun kalem mi kullansam? Karar veremedim. Altını Çizerek Okumanın Yararları Önemli cümlelerin aktını çizdiğimiz zaman geri bulması kolay oluyor. Altı çizilen cümleleri bir kaç yıl sonra görse dahi hatırlayacaklardır. Eğer sizde benim gibi bir blogger sanız alıntılar için altını çizmek işinize çok yarayacaktır. Geleceğe bir not düşersiniz. Altını Çizerek Okumanın Zararları Sanırım hiç bir zaman kurtulamayacağım, kitaba zarar vermek duygusunu yaşayabilirsiniz. Başkasından ödünç kitap alıp okuyamazsınız. Satırların altını sürekli gereksiz yere çizenler için zaman kaybına sebep olur. Okumanın ahengini bozar. Yanınızda devamlı kalem taşımak zorunda kalabilirisiniz. Kalem yerine post it kullanabilirisiniz. Daha sonra altını çizersiniz. SONUÇ Ne olursa olsun ister altını çizin ister çizmeyin ama okumaktan vazgeçmeyelim arkadaşlar. Okuyalım, okutalım… Bu Yazıya Tepkin Ne Oldu ? kinyas ve kayra hakan günday herkesin kendine göre bir şeyi var. ne yapmak istediğini bilememek kadar acı verici bir şey daha yoktur. kadın suratını boyar; çünkü suratı kendisine değil, güzelliğini takdir edecek olan erkeğe aittir. kimse kendi yarattığı bir boku boyamaz. en kötü kabus bile iyidir hayatın kendisinden. "kitaplarımı asla okumam. ilgilendirmiyorlar beni. edebiyata büyük bir yeteneğim var ama ona inanmıyorum." louis-ferdinand celine üçüncü dünya ülkelerinde rütbe yoktur. tanrı ve kulları vardır. resmi kurumlar tanımlayamadıkları her şeyden korkarlar. eğer herhangi bir devlet, karşısına çıkan canlı hakkında bir bilgi kırıntısına sahip değilse deliye döner. kendini tecavüze uğramış gibi hisseder. otorite sadece bilinenler üzerinde kurulduğu için, tanınmayanlar doğal düşmanlardır. yeterli miktarda komisyonla banka şubelerine yaptırılmayacak iş yoktur dünyada. hiçbir yere ait olmayanları iyi tanırım. her yere aitmiş gibi davranırlar. bitkilerin hayatının insanlarınkinden çok daha ilginç olduğuna eminim. en azından onlarda karakter denilen işe yaramaz bölüm yoktur. dolayısıyla birbirlerinden nefret etmek için de bir neden bulamıyorlar.

kitaplarımı asla okumam ilgilendirmiyorlar beni