🧨 Ölüm Ile Ilgili Sahabe Kıssaları
Birkara trendir ölüm. Benzeyen ve kendisine benzetilen öğeler cümlede bulunduğu için "güzel benzetme" söz konusu olduğu bu cümlede soyut bir kavram olan "ölüm" somut bir şey olan "kara tren"e benzetilmiştir. O halde soyut, benzetme yoluyla somutlanmıştır.
İşte sahabelerin söylediği 10 söz; 1. Allah’ın rahmetinden ümitsiz olmak, günahkar olmaktan daha tehlikelidir. Hz. Ali. 2. İlim azaldığı zaman zulüm ve işkence; Peygamber, sahabe ve tabiin izleri azaldığında ise kişisel arzular ortaya çıkar. Enes bin Mâlik. 3.
19Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, “İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir” denir. 20.(İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilmeleri için) Sûr’a üfürülecek. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür. 21.Herkes beraberinde bir sevk edici, bir de şahitlik edici (melek) ile gelir.
Siyerve Meğâzî Rivâyetleri İle Tanınan Sahâbîler الصحابة المعروفون بالرواية في كتب السيرة النبوية والمغازي (PDF) Siyer ve Meğâzî Rivâyetleri İle Tanınan Sahâbîler (Osman Bilgen) | sahabe sempozyumu - Academia.edu
İslamdininin mukaddes ve semavi kitabı, Kuran-ı Kerimdir Müslümanların kıblesi, Mekke şehrinde bulunan Kâbe evidir. İslam dininin günden güne yayılması, İslâm peygamberinin (s.a.a) Medine ’ye hicreti ile başlamıştır. İslâm peygamberinin (s.a.a) öğretisi ahkam, ahlak ve inanç esasları temeline dayanmaktadır.
Soru 38: Savaşa katılmadıkları için haklarında ayet inen üç sahabe vardı ki bunlarla Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ve. ashabı konuşmamış, selamlarını almamış ve selam vermemişlerdi. Ne zaman ki pişmanlıklarını tövbe. ile Allah (c.c.)’a kabul ettirmişler ve o zaman Efendimiz (s.a.v.) ve ashabı Allah (c.c.)’ın izni
Sayfa İçeriği: Sahabe Sözleri Kısa, Sahabe Sözleri Anlamlı, Sahabe Sözleri Dini, Hanım Sahabe Sözleri, Sahabe Sözleri, En Güzel Sahabe Kıssaları Peygamber Efendimiz’in meclisinde bulunmuş, onun söyleyişlerini dinlemiş kişilerin söylediği sahabe sözlerini bu sayfada hazır ettik.
Peygamberlerin Kıssaları. Bu dosya, Paygamberlerin -Allah'ın selamı onların üzerine olsun- kıssalarından bahseden dosyaları içermektedir. Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem ve Mesîh İsâ aleyhisselam'ın kıssalarının anlatıldığı dosyaları ayrı ayrı dosyalarda ele aldık. Materya sayısı: 21.
Yeni doğan bir çocuğa tatlı bir şey çiğneyerek yalatmak sünnettir. 2. Çocuğa dindar bir kimsenin ad koyması müstehaptır. 3. Çocuklara Abdullah, Abdurrahman ve İbrahim isimlerini koymak güzeldir. 4. Hadis, Ümmü Süleym’in üstün niteliklerine delildir. Kaynak: Prof. Dr. M. Yaşar Kandemir, Riyazüs Salihin, Erkam Yayınları
Cuhy. Bölümler Kategoriler Konular Üye Girişi İletişim İLE İLGİLİ KISSALAR 1- Hz. Fatıma'nın Çeyizi Peygamber Fatıma Hz. Ali evlendirmeye karar verince, Hz. Fatıma'ya çeyiz almak için Hz. Ali’den zırhını satmasını istedi. Hz. Ali da zırhını çarşıya götürüp sattı ve parasını Peygamber huzuruna takdim etti. Resulullah de o parayı ashaptan bir kaçına vererek Fatıma’nın evine ve kendisine gerekli olan eşyaların almasını emretti. O parayla satın alınan eşyalar şunlardan ibaretti 1- Yedi dirhemlik beyaz bir gömlek. 2- Dört dirhemlik büyük bir baş örtüsü. 3- Hayber malı siyah bir elbise. 4- Hurma lifinden örülen bir yatak tahtı. 5- Biri koyun yünü, diğeri de hurma lifiyle doldurulmuş olan ketenden iki adet döşek. 6- İçi ezhar ismindeki bitki ile doldurulmuş olan koyun derisinden dört adet yastık. 7- Bir adet hasır-ı hicri. 8- Bir adet el değirmeni. 9- Bir bakır kap. 10- Su içmek için deriden yapılan bir kırba. 11- Elbise yıkamak için bir leğen. 12-Süt için bir adet kâse. 13- Bir su kabı. 14- Bir yün perde. 15- Bir ibrik. 16- Bir çömlek maşrapa. 17- Sergi olarak kullanılan bir adet deri. 18- İki çömlek testi. 19- Bir aba Kufe dokunmalı bir çarşaf. Ashap bu eşyaları alıp Peygamber evine getirdi. Peygamber mübarek elleriyle onları alıp bakıyor ve “Mübarek olsun” diyordu. Bir rivayete göre de, çeyiz eşyalarını Resulıllah’ın yanına getirdiklerinde Hazret'in gözlerinden yaşlar aktı ve başını göğe doğru kaldırıp şöyle dedi “Allah’ım bu evliliği, kaplarının çoğu çömlekten olan kimselere mübarek eyle.”12- Hz. Fatıma ve İlim Öğretmenin Değeri İmam Hasan Askeri şöyle nakledilmiştir “Bir gün bir kadın, Hz. Fatıma'nın huzuruna varıp şöyle dedi Güçsüz bir annem vardır, namazında zor bir meseleyle karşılaştı ve o meseleyi sana sormam için beni huzurunuza gönderdi. Hz. Fatıma o meselenin cevabını verdi. O kadın, ikinci kez başka bir mesele sordu. Hz. Fatıma yine cevabını verdi. Daha sonra üçüncü bir mesele sordu, böylece sorduğu soruların sayısı onu buldu. Hz. Fatıma de hepsine cevap verdi. Sonra o kadın sorunun çok olmasından dolayı utanıp "Sizi daha çok yormayayım" dedi. Hz. Fatıma “Karşılaştığın her soruyu utanmadan gel sor, ben senin sorularından yorulmam. Eğer bir kimse bir yükü dama çıkarmak için ecir olur ve karşılığında yüz bin dinar alırsa, acaba o iş ona ağır gelir mi ?” Kadın “Hayır, ağır gelmez ve o işten yorulmaz” dedi. Hz. Fatıma sonra şöyle buyurdular “Her meselenin cevabına karşılık bana verilen sevap, arası incilerle dolu olan yer ile göklerken daha fazladır. Öyleyse meselelere cevap vermekten hiç yorulur muyum ?” Babamın şöyle buyurduğunu duydum “Takipçilerimizden alim olanlar, kıyamet günü haşr edildiklerinde onlara, çaba, ilim ve halkı hidayet ettikleri miktarınca sevap ve mükafat verilir; hatta onlardan birine nurdan bir milyon süslü elbiseler verilir. Sonra Rabbimizin münadisi şöyle nida eder 'Ey İmamlarından ayrı kaldıkları vakit Âl-i Muhammed yetimlerini düşünenler, onların sorumluluğunu üstlenenler! İşte bunlar sizin öğrencileriniz ve ilminiz sayesinde dinlerini koruyan ve hidayeti bulan yetimlerdir. Dünyada ilminizden yararlandıkları miktarca onlara hediye verin.' Bunun üzerine ümmetin alimleri, yetimlerine takipçilerine hediye verirler. Hatta onlardan bazılarına yüz bin hediye verecekler. Daha sonra o yetimler de kendi öğrencilerine hediye verecekler. Hediyeler taksim edildikten sonra Allah Teala şöyle buyuracak 'Yetimleri düşünen alimlerin hediyelerini bir kat daha artırın' Sonra da 'İki kat daha artırın, onların takipçilerine de aynı şekilde artırın' diye buyurur." Daha sonra Hz. Fatıma şöyle buyurdu “Ey Allah’ın cariyesi, bu hediyelerden bir iplik, güneşin kendisine doğduğu her şeyden bir milyon kez daha üstündür. Çünkü dünyada üstün sayılan şey, gam ve kederle karışmıştır. Ama ahiret nimetlerinin hiçbir noksanı ve lekesi yoktur.” 23- Hz. Fatıma'nın İlminin Üstünlüğü ve İlmin Değeri İmam Hasan Askeri şöyle nakledilmiştir “Biri inatçı düşman, diğeri ise mümin olan iki kadın, bir dini meselede ihtilaf edince, ihtilafın çözümü için Hz. Fatıma'nın huzuruna gelip meseleyi ona anlattılar. Hak mümin kadınla olduğu için Hz. Fatıma delil ve burhan ile de onu teyit etti ve böylece inatçı düşman kadın yenilgiye uğradı. Mümin kadın buna çok sevindi. Hz. Fatıma şöyle buyurdu "Allah’ın melekleri, bu galibiyetten dolayı senden daha çok sevindiler. Şeytan ve takipçilerinin üzüntüsü de düşman olan kadının üzüntüsünden daha çok oldu." İmam Hasan Askeri daha sonra şöyle buyurdu “İşte bundan dolayı Allah-u Teala meleklerine şöyle buyurdu “Fatıma’nın bu hizmeti karşılığında ona verilen cennet nimetlerini, bir milyon kat artırın ve bu işi, ilmiyle mümin bir kimseyi düşmana galip kıldıran her alim ve bilgin hakkında da yapın; onun da sevabını bir milyon kat artırın.” 34- Şaşılacak Tebessüm! Peygamber durumu çok ağırlaşmıştı, başını Hz. Ali’nin dizine koydu ve bayıldı. Fatıma babasının nâzenin yüzüne bakıyor, göz yaşı döküyor ve şöyle diyordu “Âh, babamın bereketi ile rahmet yağmuru vahiy iniyordu. Öksüzlerin ve dul kadınların sığınağı idi.” Resulullah Fatıma’nın ağlama sesini işitince gözlerini açıp yavaş bir sesle “Aziz kızım! Şu ayeti oku “Muhammed ancak bir resuldür. O’ndan önce nice resuller gelip geçmiştir. Şimdi o ölür veya öldürülürse gerisin geriye mi döneceksiniz ?” Ölümün çaresi yoktur,bütün peygamberler öldüğü gibi ben de öleceğim. Fakat niçin millet, benim hedefimi sürdürmüyor ve geri dönmek istiyor ?” buyurdu. Bu sözler, Hz. Fatıma’yı daha da ağlattı. Resul-i Ekrem aziz kızının perişan halini ve ağlar gözlerini görünce, ona teselli vermek istedi. Bundan dolayı Fatıma’ya “Yakına gel” diye işaret etti. Başını babasına yaklaştırınca Peygamber onun kulağına bir şeyler söyledi. Fatıma’nın tebessüm ettiğini gördüler ve şaşırdılar. Sebebini sorduklarında; “Babam hayatta olduğu müddetçe sırrını kimseye söylemem” dedi. Fatıma babasının ölümünden sonra; “Babam kulağıma Fatıma'cığım, senin de ölümün yakındır; bana kavuşacak olan ilk kişi sensin’ buyurdu.” dediğinde Hz. Fatıma’nın tebessümünün sebebi anlaşılmış oldu. 4 Burada vesile arayanların münacatıyla sözümüze son veriyoruz “Allah’ım! Sana kavuşmam için Senin rahmet ve şefkatinden başka bir vesilem, alemlere rahmet olarak gönderilen ve ümmeti üzüntüden kurtaran Peygamber'inin şefaatinden başka bir aracım yoktur. Allah’ım! Senin bağışına kavuşmam ve rızana erişmemde, bunları benim için vesile kıl. Benim umutlarım Senin kerem dergahına yönelmiş ve cömertliğinin kapısına arzularım serilmiştir. Öyleyse, Sana olan ümidimi kesme ve çabamı hayırla sonuçlandır. Beni cennetinde yerleştirdiğin, keramet evinde yer verdiğin, kıyamet gününde Sana rahmetine bakmakla gözlerini aydınlattığın ve kendi indinde doğruluk menzillerinde menzil verdiğin kimselerden eyle. Ey kapısından daha keremli bir kapı bulunmayan; merhametinden daha üstün bir merhamet olmayan; ey yalnız kalanın arkadaşlık kurabileceği en hayırlı munis ve ey kovulanın sığınabileceği en şefkatli sığınak! Senin geniş affına ellerimi açmış ve kerem eteğine sarılmışım; eli boş olarak beni geri çevirme, hayal kırıklığı ve hüsrana uğratma; ey duayı işiten Allah; ey merhametlilerin en merhametlisi.” 1 - Bihar’ul-Envar, 2 - Bihar’ul-Envar, 3 - Bihar’ul-Envar,c. 2,s. 8. 4 - Bihar’ul-Envar,c. 22,s. 470, c43, s. sağlık teşekkürler... emeğine sağlık teşekkürler... MEVLAM şefaatlerine nail eylesin onların ahlakıyla ahlaklanmayı nasibi müyesser eylesin..çok güzel bir paylaşım emeğine sağlık kardeşim Allah razı olsunAmin...Cümlemizden İnşallah... Gözlerinize sağlık... İlginizden ötürü hepinize ayrı ayrı ben teşekkür ederim... MEVLAM şefaatlerine nail eylesin onların ahlakıyla ahlaklanmayı nasibi müyesser eylesin.. Amin...İnşallah...Sahâbe-i Kirâm İçerik Anasayfa Kuran-ı Kerim Kuran ve Hadis Online Kitaplar Soru ve Cevaplar İslami Kariyer Sayfalar Kadın Penceresi Uzun Hayat Temiz Hikayeler Bilim Vadisi Eğitim Sayfası Yemek Tarifleri
Ölüm Hikayeleri; Ölüsüne Yirmi Değnek Vurun ki Ölüm Hikayeleri; Ölüsüne Yirmi Değnek Vurun ki Medîne ehâlisi anlaşarak bir yere toplandılar. Ömer hazretlerinin adâletini tecrübe etmek için anlaşdılar. Aralarından bir yehûdî çıkdı. -Ben sizin müşkilinizi hâl etmeğe muktedirim, dedi. Onlar da buna ba’zı va’dlerde bulundular. Hz. Ömerin bir oğlu var idi. Bedenen çok za’îf kalmışdı. O yehûdî, kendisini hekîm tanıtıp, Hz. Ömerin oğlunun yanına vardı. Hâlini ve hâtırını sordu. O da, za’îfliğinden bir mikdâr hikâye yolu ile şikâyet etdi. Mel’ûn yehûdî tebessüm ederek, bunun ilâcı kolaydır, dedi. Bu da ilâcını istedi. Zîrâ kalblerinde kin ve hîle yokdu. Yehûdî, önüne düşüp, odasına götürdü. Sonra bir sürâhî şerâb doldurup, şerbetdir diye önüne koydu. Bu senin derdine devâdır. Bunu içdiğin gibi sıhhat bulursun, dedi. O da sözünü hakîkat zan edip, şerâb ne olduğunu görmediği için, o sürâhîdeki şerâbı içip, serhoş oldu. O yehûdînin güzel bir kızı vardı. O kızı arz eyledi. Şerâbın te’sîri ile serhoş olduğundan, kıza sâhib oldu. Bir zemândan sonra ayılıp, aklı başına geldikde, yapdığı işlere pişmân oldu. Nedâmet ile tevbe ve istigfâr edip, evlerine geldi. Hikmet-i rabbânî, o kız hâmile olup, çocuk doğdu. Sonra, mel’ûn yehûdî, bir çok yehûdîyi ve o çocuğu yanına alıp, Ömer hazretlerinin yanına getirdiler. Dediler ki, -Yâ halîfe, senin oğlun, bizim kızımıza zorlıyarak sâhib olup, bu çocuk hâsıl oldu. Biz bunu beslemeğe mecbûr değiliz. Hz. Ömer bunu görünce, mubârek gönülleri perîşân olup, oğlunu çağırdı ve bu durumu sordu. Oğlu da meydâna gelen hâdiseyi anlatdı. Hz. Ömer o ma’sûma beyt-ül-mâldan nafaka ta’yîn eyledi. Sonra oğlunu aşağı alıp, dînin emri olan sopayı vurdurmağa başladı. Sopa sayısı kırk olduğu zemân, Eshâb-ı güzîn, Ömer ra hazretlerinin yanına gelip, ricâ etdiler. -Yâ halîfe, oğlunuz hastadır, bu şekildeki sopaya tehammül edemez. İhsân eyle, bunun suçunu bize bağışla. Zîrâ sesi, Resûlullah savhazretlerinin sesine benzerdi. Eshâb-ı güzîn bunu, Ravda-i Mutahharaya götürüp, yüksek ses ile Kur’ân-ı azîmüşşânı okutup, kendileri dışarıdan dinlerler idi. Hz. Habîbullahın hasretinden ciğerlerini dağlarlar idi. Lutf eyle, sesi hurmeti için suçunu afv eyle diye, ne şeklde söylediler ise, iltifât eylemedi. -Allahü teâlânın hakkında hâtır olmaz. Âhıretde çekmekden, dünyâda cezâsını bulmak iyidir, buyurdular. Altmış değnek oldukda, babasına çağırdı ki, -Yâ baba, bir ân mehil ver ki, azîz annemin yüzünü göreyim, halâllik dileyeyim. İltifât eylemeyip, yetmiş sopa oldukda, çağırıp, -Yâ baba, işte ben ölüyorum. Mubârek yüzünü bana göster, görün ki, hasret gitmiyeyim, dedi. Hz. Ömer mubârek yüzünü çevirip, gösterdi. Sopa sayısı seksen oldukda rûhunu teslîm etdi. Hz. Ömere öldüğünü bildirdiler. Buyurdu ki, -Ölüsüne yirmi değnek vurun ki, Hak emri yerini bulsun. Ondan sonra da yirmi değnek vurdular. Yüz temâm oldu. Sonra techîz ve tekfîni yapıp, götürüp defn eylediler. Sonra Hz. Ömer acabâ babalık hakkını yerine getirip, seni kurtardım mı. Allahü teâlânın huzûrunda hâlin nasıl oldu diye ağladı. O gece Eshâbdan birisi onu rü’yâda gördü. Sultân-ı kâinât sav hazretlerinin huzûr-u şerîfinde oturup, zevk ve sefâ ederdi. Bu sahâbîyi gördüğü gibi, kalkıp, güle-güle yanına geldi. Dedi ki, -Allahü teâlâ babamdan râzı olsun ki, atalık hakkını yerine getirdi. Allahü teâlâya hamd olsun ki, devâmlı Fahr-i âlem sav hazretlerinin hizmet-i şerîflerinde olup, bir ân ayrılmıyorum. Dünyâ kahrından kurtulup, zevk ve safâ içine düşdüm. Ertesi günü o sahâbî gelip, rü’yâda gördüğü hâli, Hz. Ömere anlatdı. Hz. Ömer ağlamağı bırakıp, Allahü teâlânın inâyetine şükr secdesi eyledi.
Ölüm ile ilgili Kıssalar YaReN Ölüm kıssaları, Ölümle ilgili kıssalar, Ölüm hakkında kıssalar Kabus Çocukluğumdan beri dar mekânlardan sıkılır ve bu tür yerlerden feryat edercesine uzaklaşırdım. İleri yaşlarda bunun bir hastalık olduğunu anlamış fakat bu illetten bir türlü kurtulamamıştım. Oysaki o dar mekânlara şimdi ister istemez girecektim. Beni sarıp sarmalamışlar ve uzunca bir tabuta yerleştirmişlerdi. Çevremde dolaşanların seslerini gayet iyi duyuyor ve gözlerim kapalı olmasına rağmen, her nasılsa görebiliyordum. -Genç yaşta öldü zavallı, diyorlardı. Hâlbuki yapacak ne kadar çok işi vardı. Gerçekten de birçok işim yarım kalmıştı. Mesela oğluma iyi bir işyeri açamamış, araba ile bilgisayarımın taksitlerini henüz bitirememiştim. Büyük bir firma kurup, dostlarımı orada toplamak da artık hayal olmuştu. Üstelik kış çok yaklaştığı halde odun kömür işini halledememiş ve çatının akan yerlerini aktaramamıştım. Yarıda kalan işlerimi arka arkaya sıralarken kulaklarımı çınlatan bir sesle irkildim. Sanki mikrofonla söylenen bu ses beynimin en ücra köşelerinde yankılanıyor ve; “Geçti artık geçti” diyordu. İçimden “keşke geçmemiş olsaydı” diyordum. Nereden başıma gelmişti o kaza bilmem ki? Hâlbuki ne kadar da iyi araba kullanırdım. Olup bitenleri hatırlamaya çalışırken, dostlarımın çevremi sardığım ve içinde bulunduğum tabutun kapağını örtmeye çalıştıklarını fark ettim. Onları engellemek için avazım çıktığı kadar bağırmak ve çırpınmak istediğim halde ne kımıldayabiliyor ne de bir ses çıkarabiliyordum. Biraz sonra koyu bir karanlıkta kalmış ve gözlerimi, tabutun tahtaları arasından sızan ışığa çevirmiştim. Dehşet içinde -Aman Allah’ım!.. dedim. Ne olacak şimdi halim? Korkudan hiçbir şey düşünemiyordum. Bu arada omuzlara kaldırılmış ve sallana, sallana götürülmeye başlamıştım. Dışarıdaki seslerden yağmur yağdığı belli oluyor ve su damlacıklarının sesi tabutumun gıcırtısına karışıyordu. Cenaze namazı için camiye gidiyor olmalıydık Cami deyince aklıma gelmişti. Çok yakınımızda olmasına ve her gün beş defa davet edilmeme rağmen, bir türlü vakit bulup gidememiştim. Ama her zaman söylediğim gibi elli yaşına gelince namaza başlayacak ve herkesin şikâyet ettiği kötü alışkanlıklarımı terk edecektim. Evet evet, şu kaza olmasaydı, ileride ne iyi bir insan olacaktım. Daha önceden duyduğum ve nereden geldiğini kestiremediğim ses -Geçti artık geçti, diye tekrarladı. Bitti artık. Biraz sonra namazım kılınmış ve tekrar omuzlara kaldırılmıştım. Mahallemizdeki kahvehanenin önünden geçerken, her gün iskambil oynadığımız arkadaşlarımın neşeli kahkahalarını işitiyor ve “herhalde ölüm haberini duymamış olacaklar” diye düşünüyordum. Sesler iyice uzaklaştığında, eğik bir şekilde taşındığımı hissederek mezarlığa çıkan yokuşu tırmandığımızı anladım. Şiddetle yağan yağmurun tabutumdaki çatlaklardan sızarak kefenimi yer yer ıslattığının da farkındaydım. Buna rağmen dışarıda konuşulanlara kulak verdim. Dostlarımın bir kısmı piyasadaki durgunluktan bahsediyor, bir kısmı da milli takımın son oyununu methediyordu. Tabutumu taşıyan diğer biriyse yanındakinin kulağına fısıldayarak; -Rahmetlinin tersliği, öldüğü günden belli, diyordu. Sırılsıklam olduk birader. Duyduklarım herhalde yanlış olmalıydı. Yoksa bunlar uykularımı onlar için feda ettiğim dostlarım değil miydi? Yolculuğum bir müddet sonra bitmiş ve tabutum yere indirilmişti. Kapak tekrar açıldı ve cansız vücudumu yakalayan kollar beni dibinde su toplanmış olan bir çukura doğru indirdi. Boylu boyunca yattığım yerden etrafıma baktım. Aman Allah’ım Bu kabir değil miydi? O ana kadar buraya gireceğimi düşünmemiştim? Sessiz feryatlarımı kimseye duyuramıyor ve dostlarımın, üzerimi örtmek için yarıştığını hissediyordum. Tekrar zifiri karanlıkta kalmış ve bütün acizliğimle dua etmeye başlamıştım. -Yarabbi, diyordum. Bir fırsat daha yok mu, senin istediğin gibi bir kul olayım… Ve kabrimi, Cennet bahçelerinden bir bahçeye çevireyim. Aynı ses, her zamankinden daha şiddetli olarak -Geçti artık geçti, diye tekrarladı. Her şey bitti artık. Mezarımı örten tahtaların üzerine atılan toprakların çıkardığı ses gök gürültüsünü andırıyor ve bütün benliğimi sarsıyordu. Son bir gayretle yerimden fırlayarak gözlerimi açtım. Odamdaki rahat yatağımda yatıyor, fakat korkunç bir kâbus görüyordum. Bitişik dairede oturan doktor arkadaşım beni ayıltmaya çalışarak -Geçti artık geçti, diye bağırıp duruyordu. “Geçti bak hiçbir şeyin kalmadı.” Yattığım yerden yavaşça doğuldum. Terden sırılsıklam olmuş ve sanki yirmi kilo birden vermiştim. Dışarıda sağanak halinde yağmur yağıyor, şimşek ve gök gürültüsünden bütün ev sarsılıyordu. Etrafındakilerin şaşkın bakışları arasında kendimi toplamaya çalışırken; – Yarabbi sana zerrelerim adedince şükürler olsun diyorum; iyi bir kul olmak için bir fırsat daha vermeseydin? [RIGHT]Cüneyd SUAVİ HAYATIN İÇİNDEN[/RIGHT] Kaynak [URL]
Sizlere bu bölümde aşk ile ilgili hikaye, aşk hakkında hikaye, aşk hikayesi aktarmaya çalıştık. Çok ibretlik aşk hikayeden nasiplenmeniz dileklerimizle. Tabi biraz da elinizi çabuk tutunuz. dünya tatlısı bir kız bakmaya ne kadar çok sevdiğimi benim en yakın arkadaşım. beni sadece arkadaşı olarak bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum… arayıp erkek arkadaşıyla tartıştığını ve bana ihtiyacı olduğunu bize sıkı sıkı sarılıp dizimde okşayıp ogül yüzünü doya doya onu o kadar çok severken o beni sadece arkadaşı olarak bilmiyorum ama kendimden çok utanıyorum… MEZUNİYET BALOSUOnunla çocukluktan beri sınıftayken birbirimize söz vermiştik lise sonda mezuniyet balosuna gidecek eşimiz olmazsa beraber aradı ve erkek arkadaşının hastalanıp gelemeyeceğini söyledi ve beraber gidebilir miyiz diye sordu. kabul etttimonu evinden en güzel kız elbisesiyle tıpkı bir melek gibiydi..gece boyu dans hep aynı şeyi düşündüm onu çok seviyordum .gece sonunda onu evine yanağımdan öpüp en iyi arkadaşı olduğumu gerçekten çok o beni arkadaşı olarak onu sevdiğimi nasıl söylerim. nedenini bilmiyorum ama kenmdimden çok utanıyorum…Aradan yıllar geçti.. şimdi o canımdan çok sevdiğim meleğimi toprağa veriyorum. özel eşyalarının arasından kara kaplı bir defter çıkmış bana okumamakta kararsızdım. açtım. bu bir günlüktü ve bir sayfasında şöyle yazıyordu… ”Şuan dersteyiz ve yanımda dünya yakışıklısı bir çocuk oturuyor. yüzüne bakmaya doyamıyorum. onu ne kadar çok sevdiğimi arkadaşı olarak arkadaşım olduğu yalanını söyleyerek ve sürekli onunla ilgili yalanlar uydurarak yanında canımdan çok seviyorum. bana bir kerecik SENİ SEVİYORUM deseydi dünyalar benim olurdu…” Ben bu satırları okurken meleğimi çoktan tutamıyorum, gözümü mezarından alamıyorum. merak etme biriciğim ben de ben de seni çok seviyorum..Bu yazı 721 kere okundu.
ölüm ile ilgili sahabe kıssaları