🐫 Diyaliz Hastaları Kaç Yıl Yaşar

Alzheimer hastalarının ölüm göstergeleri aslında hastalığın son evreye girmesiyle beraber ortaya çıkar. Son TUİK (Türkiye İstatistik Kurumu YaşarNuri Öztürk (d. 5 Şubat 1951, Bayburt – ö. 22 Haziran 2016, İstanbul), Türk İslam felsefesi profesörü, gazeteci, yazar, avukat, televizyon programcısı, siyasetçi ve İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi kurucu dekanı. Pybs Bursu Kaç Yıl Verilir-Pybs bursu ne zaman kesilir - 20 bin öğretmen atamasına ilişkin branş dağılımı açıklandı - 2022 DGS Soruları ve Cevapları Yayımlandı - Burs Veren Üniversiteler - 2022 LGS tercih ve yerleştirme kılavuzu yayımlandı - 2022 LGS sonuçları açıklandı - Öğrenci affından kimler yararlanacak 2604.2022 'Feyzalıp doktor oldum' dediği öğretmeninin mezarını 36 yıl sonra ziyaret etti 26.04.2022 20 yılda 20 milyon ölümcül vakanın önüne aşılamayla geçildi 26.04.2022 Uzun COVID-19 araştırması: COVID-19'lu 10 kişiden 6'sı bir yıl sonra hala en az bir semptoma sahip DiyalizDGS geçiş bölümleri nelerdir. Diyaliz bölümü ile sınavsız geçiş yapılacak bölümler nelerdir. DGS ile Diyaliz mezunları hangi bölümlere geçebilir, 2 yıllıktan 4 yıllığa nasıl geçiş yapılabilir, Diyaliz DGS bölümleri nelerdir gibi soruların cevaplarını sizler için derlemeye çalıştık. 2019,2020,2021,2022 kaçyıl sonra verecektir. Fakat RTx’u belli bir oranın üstüne çıkarmak pek de mümkün de-ğildir. Her zaman hemodiyaliz hastaları çoğunlukta olacaktır. O halde hemodiyaliz için de bir şeyler yapılmalıdır. Diyaliz hastasının kamuya toplam maliyeti yalnız hemodi-yaliz seansının geri ödemesinden ibaret Diyaliz dengesizliği (dysequilibrium) ve demansı kronik böbrek yetmezliği hasta populasyonuna özgü nörolojik sendromlardır. Bellek bozukluğu yanı sıra konsantrasyon bozukluğu, apati, halsizlik, uykuya eğilim, uykusuzluk olabilir. Diyalizin böbrek işlevlerini tümüyle yerine getirememesi ile ilişkilidir. 20212020 Tyt Diyaliz taban puanları, 2 yıllık Diyaliz sıralama, Diyaliz 2 yıllık başarı sıralaması, Diyaliz en son giren sıralaması, temel yetenek testi Diyaliz bölümü en az kaç puan gerekir. Nakil böbrekle 31 yıl Dayısının bağışladığı böbrekle 31 yıldır yaşamını sağlıklı şekilde sürdüren Akdeniz Böbrek Hastaları ve Organ Nakli Derneği Başkanı Mehmet Şahan Jf0wz. Diyaliz ne zaman gereklidir? Dünya çapında fazla hasta, kronik böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize girmektedir. “Böbrek yetmezliği” her iki böbreğin de çalışmadığı veya neredeyse normal çalışmayı bıraktığı böbreğin kalan fonksiyonu normalin yüzde onbeşin altındaysa Diyaliz ömrü kısaltır mı?2 Hangi durumlarda diyalize girilir?3 Diyaliz için üre sınırı nedir?4 Böbrek yüzde kaç çalışırsa diyalize girilir?5 Diyaliz hastaları en fazla kaç yıl yaşar?6 Diyaliz tedavisi ne kadar sürer?7 Diyalize giren hastalar ne kadar yaşar?8 Diyaliz riskli midir?Diyaliz ömrü kısaltır mı?Diyalize giren hastalarda beklenen yaşam süresi, böbrek nakli olanlarda beklenen yaşam süresinin 5'te 1'dir. Diyalize başlayan her 100 hastanın 5 yıl sonra yüzde 59'unu, 10 yıl sonra da önemli bir kısmını kaybediyoruz. Böbrek nakli yapılan hastalarınsa 10 yıl sonra yüzde 75 ila 80 arasındaki oranı hayatta durumlarda diyalize girilir?Böbreğin görevlerinde azalma olursa hastalar diyaliz destek tedavisine gerek duyar. Diyalize başlaması gereken böbrek hastaları genellikle serum kreatinin düzeyi ile takip edilirler, serum kreatinin düzeyine bakarak kreatinin klirensi için üre sınırı nedir?Üre Değeri Kaç Olursa Diyalize Girilir? Diyaliz tedavisi için sadece üre değerine bakarak değerlendirme yapılamaz. Üre seviyesinin 20 mg/dL'nin üstünde olması üre tehlike sınırı olarak düşünebilir ancak bu tek başına diyaliz için yeterli yüzde kaç çalışırsa diyalize girilir?Böbrek fonksiyonu  ve üstü yitirdiğinde destek ilaçlar yeterli fayda vermeyecek, biriken atık maddeler iştahınızı, canlılığınızı azaltmaya başlayacaktır. Bu aşamada hekiminiz size diyaliz yöntemleri ve böbrek nakli seçeneklerini hastaları en fazla kaç yıl yaşar?Normal koşullarda herhangi bir hastanın diyalizde yaşam süresi ortalama olarak 6 yıl tedavisi ne kadar sürer?Standart hemodiyaliz tedavisi, dört saat sürer ve haftada üç kez gerçekleştirilir. Standart hemodiyaliz, diyaliz merkezlerinde de sunulan en yaygın diyaliz tedavisidir. Kısa günlük hemodiyaliz, haftada yaklaşık beş ila yedi kez olmak üzere, günde iki ila dört saat giren hastalar ne kadar yaşar?Normal koşullarda herhangi bir hastanın diyalizde yaşam süresi ortalama olarak 6 yıl riskli midir?Diyaliz hastaları birçok fiziksel ve psikolojik strese maruz kalır. En büyük stres nedenlerinden birisi diyaliz işleminin kendisidir. Bunun dışında ilaç ve diyet tedavisi, bir makineye bağımlılık, cinsel fonksiyon bozukluğu, iş kaybı, sık hastalanma ve sağlık personeli stres kaynağı olabilir. Ondokuz Mayıs Üniversitesi OMÜ Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Kamil Yakupoğlu, halen 40 bini aşan sayıda diyalize bağımlı böbrek hastasının bulunduğu ve bir yılda gerçekleştirilen böbrek nakli sayısının henüz 1000'i bile bulamadığı Türkiye'de hedefin toplumda organ bağışı bilincini en kısa sürede artırmak olması gerektiğine işaret Hemodiyaliz ve Onkoloji Merkezi'nde hastalara yönelik konferans veren Yrd. Doç. Dr. Kamil Yakupoğlu, tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de son dönem böbrek hastalığı nedeniyle diyalize bağımlı olarak yaşayabilen kişi sayısının hızla arttığı ve bu sayının Türkiye'de 40 bini geçtiğini söyledi. Tıp dünyasındaki teknolojik gelişmelere paralel olarak bu grup hastalara uygulanan hemodiyaliz ve periton diyalizi tedavi yöntemlerinde de son yıllarda önemli ilerlemeler olduğunu anlatan Yakupoğlu, "Geçmişeoranla sözü edilen tedaviler sayesinde hastalara daha kaliteli bir yaşam şansı sunulabilmektedir. Ancak yine de yaşam kalitesi, tedavi maliyetleri karşılaştırıldığında böbrek nakli, tüm diyaliz yöntemlerine oranla daha başarılı sonuçlar vermektedir. Çünkü kandaki üre ve benzeri zehirli maddeler hastaya takılmış olan yeni böbrek sayesinde düzenli olarak temizlenebilmektedir, ayrıca sağlıklı böbreğin gerçekleştirdiği diğer metabolik görevler de kan yapımı, kemiklerin sağlıklı gelişimi gibi böbrek nakli ilemümkün olabilmektedir" hastanın başarılı bir böbrek nakli sonrasında daha fazla özgürlüğe sahip olmaları, daha az kısıtlanmış bir diyet yapmaları ve bunların sonucunda kendilerini daha iyi hissetmeleri nedeniyle daha yüksek bir yaşam kalitesine sahip olduklarını düşündüklerini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Kamil Yakupoğlu, "Böbrek naklinde hem cerrahi tekniklerde hem de kullanılan ilaçlarda izlenen gelişmeler olması bu tedavi yöntemini daha da seçkin ve umut verici hale getirmektedir. Dolayısıyla son dönem böbrek hastalığıtanısı alan her hasta öncelikle böbrek nakli olabilirliği yönünden değerlendirilmelidir. Böbrek nakli beyin ölümü olmuş kişilerden veya canlı vericilerden gerçekleştirilebilir. Halen 40 bini aşan sayıda diyalize bağımlı böbrek hastasının bulunduğu ve bir yılda gerçekleştirilen böbrek nakli sayısının henüz 1000'i bile bulamadığı ülkemizde hedef, toplumda organ bağışı bilincini en kısa sürede arttırmak olmalıdır" diye çok sayıda diyaliz hastası ve yakını dinledi.MAY-SA-MEF-Yİhlas Haber Ajansı / Güncel Haberler Hemodiyaliz ve periton diyalizi tedavilerinde yeterlilik kavramı son yıllarda öne çıkmıştır. 1970’li yıllarda Amerika Birleşik Devletlerinde ABD amaç diyaliz hastalarına yeterli hemodiyaliz makinesi sağlamak idi ve günümüzde ABD’nde bu amaç gerçekleşmiştir. Artık amaç, bu tedaviyi daha kaliteli hale getirmek yani yeterli diyaliz yapmak, hastaların yaşam kalitesini yükseltmek haline gelmiştir. Ülkemizde ise son 10 yıl içerisinde diyaliz merkezlerinin sayısı hızla artmış, Avrupa ve ABD’nde daha önce varılan hedefe ulaşılmasına az kalmıştır. Yüzü aşan merkezde hemodiyaliz yapılan ülkemizde de, artık yeterlilik kavramlarının tartışılması ve pratiğe uygulanması zamanı bir merkezde bir hastaya bile diyaliz yapılıyor olsa, bu diyaliz tedavisinin mevcut bilgi ve olanaklar içerisinde en kaliteli ve mükemmel olması amaçlanmalıdır. Ancak uygulamada çok yönlü sorunlar böyle bir gerekliliğin hayata geçmesini etkinliğini öncelikle iki ana başlık altında incelemek yararlı olacaktırMinimum kabul edilebilir tedavi Bu kısa süreli tedavi hedeflerine ulaşmayı sağlar, yani üreminin bulantı, kusma, asidoz, ensefalopati vb. aşikar semptomları önleyen bir tedavi Uzun süreli tedavi hedeflerine ulaşmayı sağlar. Düşük morbidite ve mortalite, rehabilitasyon, yaşam kalitesinin yükseltilmesi gibi hedefler ancak optimum tedavi ile yıllarda ABD’nde National Cooperative Dialysis Study adı altında bir çalışma başlatılmış ve National Institute of Health tarafından yürütülmüştür. Çalışmanın amacı diyaliz yeterliliğinde kullanılacak parametreleri saptamaktı. Bu çalışmada üremik toksinleri temsil etmek üzere BUN blood urea nitrogen, kan üre azotu seçilmiştir. Çünkü üre net protein katabolizmasının bir ürünüdür, tüm vücut sıvılarında çözünen bir maddedir. Yani plazmada ölçülen değer tüm vücut sıvısındaki üreyi yansıtır. Ayrıca kolay ölçülebilen bir maddedir. Bu çalışma süresince hastaların durumunu izlemede TAC urea ve tedavi süresi gibi iki ön parametre urea = Time Averaged Concentration of Urea Zamanlı BUN ortalamasıTAC urea = Td C1+C2 + Id C2+C3 / 2 Td+IdC1= Diyaliz başlangıcındaki BUN konsantrasyonu C2= Diyaliz sonundaki BUN konsantrasyonu C3= Bir sonraki diyaliz balangıcındaki BUN konsantrasyonu Td= Diyaliz süresi saat Id= Diyalizler arası süre saat tedavi süresinin uzunluğuBu amaçla 165 hasta randomize olarak birden fazla merkezde 4 gruba bölünmüş ve bunlara farklı diyaliz tedavileri uygulanmıştır. Bu gruplar şöyleydiDiyaliz zamanı TAC urea Grup I Uzun diyaliz zamanı, Düşük BUN saat 50 Grup II Uzun diyaliz zamanı, Yüksek BUN saat 100 Grup III Kısa diyaliz zamanı, Düşük BUN saat 50 Grup IV Kısa diyaliz zamanı, Yüksek BUN saat 100İki yıl sonunda, çalışma sonuçları şu şekilde ortaya çıkmıştır nedenlerle çalışma dışı bırakılma yüksek TAC urea gruplarında fazla bulundu yatırma oranı yüksek TAC urea gruplarında fazla idi II ve IV’te daha yüksek kardiyovasküler morbidite vardı basıncı Grup IV’te minimal oranda daha fazla idi bozukluklar Grup II ve IV’te daha fazla idi transfüzyon gereksinimi Grup II ve IV’te daha fazla idi ve ortalama hematokrit düzeyi bu gruplarda daha düşüktü ve motor iletim hızı Grup IV’te giderek süresi içinde mortalite değişmedi ancak sonraki 12 ayda ölen 13 hastanın 9 tanesi Grup II ve IV’te idi. Bu çalışmadan şu sonuçlar çıkarıldıYetersiz diyaliz morbidite ve mortaliteyi arttırmaktadır ve mortaliteye olan olumsuz etki, geri döndürülemeyecek bir yıllarda Teehan ve ark. KT/V kavramını ortaya attılar. Bu kesirli ifadede pay “klirensi” payda ise “klirensi yapılan maddenin içinde dağıldığı volümü” ifade etmektedir. Başka bir deyişle klirensi yapılacak maddeleri temsilen “Üre”nin üretimini temsil etmektedir. Buna göre Klirens/Üretim şeklinde ifade edilen bu formülde pay ve payda birbirine eşit olursa, yani üretilen kadar klirens yapılırsa sonuç “1” olacaktır. KT/V birimsizdir, çünkü pay ve paydanın birimi aynıdır. K=L/dak, T=dak, V=L KT/V kavramına böyle genel bir yaklaşım yaptıktan sonra ayrıntılarına girerek konuya bir başka açıdan filtrenin üretici firma tarafından in vitro deney koşullarında saptanan klirenstir. Örneğin L/dak, L/dak firmalar in vitro deney koşullarında hesapladıkları bu klirens değerlerini üre, kreatinin, Vit B12 için vb. filtrenin prospektüsüne yazmak durumundadırlar. Ancak in vivo koşullarda bu değerlerin her zaman aynen gerçekleşmesi olasılığı çok düşüktür. Belirli kan akımı genellikle 200 ml/dak koşullarında hesaplanan bu değerler, makinede aynı kan akımı her zaman uygulanamayacağı için, uygulamada daha yüksek veya daha düşük olarak gerçekleşebilir. Ayrıca bir seansın sonuna doğru filtrenin performansı, fiberlerin lif tıkanması nedeniyle biraz daha düşer. Resirkülasyon recirculation, yeniden dolaşım olgusu da klirensin in vivo koşullarda daha farklı olmasını diyaliz seansının dakika olarak süresidir 240 dak, 220 dak vb..Bunu etkileyen faktörlere kısaca değinecek olursak; diyaliz zamanını 2 türlü düşünmek gerekir, gerçek diyaliz zamanı ve aktüel diyaliz zamanı. Gerçek diyaliz zamanı teorik bir kavramdır 220 dak, 240 dak vb. öngörülür ancak, hastaya uygulanan zaman yani aktüel zaman her zaman bundan diyalize hazırlanması, setin doldurulması, hipotansiyon vb. gibi nedenlerle diyalize 1-2 dak’lık aralar verilmesi, arızalar, hastanın erken çıkmak için ekibi zorlaması vb. gibi tüm nedenler her seansta en az 10-15 dak zaman kaybına neden dağılım volümü Total vücut sıvısını ifade etmektedir. Ürenin dağılım volümü litre L olarak ifade edilir. Vücut ağırlığı, boy, yaş vb. etkenlere göre değişir. Nomogram’lar kullanılarak bulunabilir. İlk diyaliz için kabaca, zayıf bir hastada kuru vücut ağırlığının % 55-65’i, şişman bir hastada ise kuru vücut ağırlığının % 35-45’i olarak alınabilir. İlk diyalizden sonra ise diyaliz sonu BUN BUNT/ Diyaliz öncesi BUNBUN0 oranı kullanılarak nomogramdan hesaplanabilir. Ancak sıvı fazlalığı ve ödem durumunda ürenin dağılım volümünün hesaplanması yanlışlıklara yol açabileceğinden kuru vücut ağırlığı esas sonu BUN değerinin saptanmasında rebound geri tepme olgusunu dikkate almak gerekir. Bilindiği gibi diyalizden hemen sonra alınacak kanda BUN saptanması, yarım saat sonra BUN saptanmasıyla farklı sonuçlar sonu hemen alınan BUN değeri daha düşük, aradan belli bir süre geçip interstisiyel alan ile intravasküler alan BUN bakımından eşitlendikten sonra alınan BUN değeri % 10-15 kadar daha yüksek bulunacaktır. Diyaliz doğrudan vasküler sistemden alınan kana uygulandığı için dengelenme için bir süre geçmesi gerekir. BUN değerlerindeki bu faz farkı “rebound olgusu” olarak bilinir. BUN için kan örneği diyaliz bitiminden yaklaşık yarım saat sonra gibi K, T ve V’yi etkileyen pek çok etken vardır. Bütün bunlara ek olarak iki önemli faktör daha vardır. Bunlar hastanın rezidüel residual, kalan böbrek işlevleri ve günlük protein alımıdır. Bu iki faktöre de biraz daha ayrıntılı olarak değinelim;KT/V ifadesinde, KT’nin yani payın “klirens” olduğunu, ancak bunu makine ile sağlanan klirens olduğunu belirtmiştik. Makineyle sağlanan klirense hastanın kendi klirensini de eklemek KT/V = Makine ile sağlanan klirens + Rezidüel klirensRezidüel klirensin katsayısıyla çarpılması sonucu nihai formül şu şekilde olur;Toplam KT/V= KT/V makine + x Rezidüel klirens/VRezidüel klirensin 2 ml/dak olduğu bir hastada KT/V=1 hedefini sağlamak için ne kadar süre diyaliz yapacağımızı örnek olarak hesaplamak gerekirse;1= formülden T hesaplanırsa T=141/dak bilindiğinde KT/V=? kaç olduğunu, rezidüel klirens bir başka değer taşırsa T’nin kaç olması gerektiğini vb. tüm bilinmeyenleri bu denklemi kullanarak saptamak olasıdır. Rezidüel klirens “0” olduğunda sadece KT/V=1 bağıntısını kullanmak yeterlidir. Burada tartışılması gereken bir başka nokta da KT/V=1 değerinin yeterli diyaliz için iyi bir ölçüt olup olmayacağıdır. KT/V 1’den büyük olursa gibi değerlere çıkarsa diyalizde morbidite ve mortalitenin belirgin olarak düştüğü gösterilmiştir. KT/V=1 hedefi asgari bir protein alımı konusuna gelince, KT/V=1 değerinin sağlanabilmesi için günlük protein alımının g/kg/gün ile g/kg/gün arasında olması gerekir. Stabil Dengede, stable bir hastada günlük protein alımı, protein yıkım hızına protein catabolic rate, PCR eşittir. PCR’ın hesaplanmasında idrar ile üre atılımı da kullanılarak oluşturulmuş formüller vardır. Ancak kabaca PCR Protein Catabolic Rate=DPI Daily Protein Intake, günlük protein alımı kabul ederek günlük protein alımının yukarıdaki sınırlar içerisinde kalması sağlanmalıdır. Pek çok etken tarafından etkilenen KT/V modeli üreden büyük moleküller için bir kılavuz niteliğinde değildir. Bu yüzden diyalizin uygunluğu konusunda çok değerli bilgiler verse de “altın standart” olarak kabul yeterliliği konusunda KT/V dışında başka yöntem ve parametreler de AZALMABu da diyaliz seansı sırasında üre azalmasının derecesine bakarak etkinlik hakkında fikir yürütme Reduction Rate, ürenin azalma hızı=1001- BUNT/BUN0 URR=% 55 olması asgari bir VE KAN KREATİNİN DÜZEYLERİGeleneksel olarak BUN ve kreatinin üreminin derecesini ve diyaliz tedavisinin etkinliğini ölçmede kullanılır. 80 mg/dl’den az bir prediyaliz değeri ve ortalama 50 mg/dl değeri yeterli bir diyaliz yapıldığının göstergesidir. Diyet bunu etkileyen en önemli etkendir. Aşırı bir protein kısıtlaması varsa, kötü diyaliz yapılsa bile BUN kabul edilebilir düzeylerde olabilir. İzlemede kreatinin kullanılıyorsa, azalmış kas kitlesi durumunda, yetersiz diyaliz yapıldığı halde kreatinin kabul edilebilir düzeylerde DURUM KAVRAMIBulantı, kusma, nöropati, perikardit vb. belirtiler uzun vadeli diyaliz tedavi yeterliliğinin değerlendirilmesinde güvenilir ölçütler değildir. Çünkü, kronik diyaliz hastasında bu belirtiler varsa, zaten çok kötü diyaliz yapıldığı izlemede daha müphem ölçütler kullanılabilir ve bunlar daha değerlidir. Bunlar protein alımı kaybedilmesi Kilo kaybı azlığı azalma transfüzyon gereksinimi HEMODİYALİZ DOZU NASIL SAPTANIR?Bu durumda, bu bilgiler ışığında doğru hemodiyaliz dozunu belirlemede tek bir parametrenin kullanılmasının yanlış olacağını URR, TACurea, BUN konsantrasyonu ve klinik durum kavramlarının hepsini bilen klinisyenin bunları sentez ederek bir sonuca varması bunlara karşın yukarıdaki sorunun yanıtının henüz kesin olmadığı belirtilen parametreler dışında hemodiyaliz dozunu belirlemede çok önemli başka parametreler de vardır. Serum albüminin düşük olan hastalarda mortalite oranının yüksek bulunduğu kesin olarak gösterilmiştir. Serum albümin düzeyleri hemodiyaliz yeterliliğini izlemede bu güvenilir parametrelerin başında gelmektedir. Bu durumda uygun, yeterli düzeyde beslenmenin sürdürülmesi yaygın inanış kısıtlama lehinedir kronik diyaliz tedavisinin yeterliliğine önemli katkıda bulunur. Protein kısıtlaması ancak diyaliz öncesi dönemde gereklidir, diyaliz programı başladıktan sonra hastaların en az g/kg/gün düzeyinde protein alımlarının sağlanması gerekir Bakınız Konu 22. Aksi takdirde iştahsızlık, özellikle proteinlere karşı iştahsızlık diyaliz öncesi BUN değerlerinin düşmesine yol açacaktır. Düşük prediyaliz BUN değerlerinin yeterli diyaliz yapıldığını düşündürmesi, sonuçta yanlış olarak diyaliz süresinin kısaltılmasına yol açacağından bir kısır döngü başlamakta ve morbidite ve mortalite P. Adequacy of CAPD A quantitative approach. Kidney Int 1992; 42 suppl 38 S160-164. RM. Assessing the adequacy of dialysis. Kidney Int 1990; 37 822-832. Pfizer'in 12. Uluslararası Transplantasyon Sempozyumu, böbrek hastalıkları ve nakil konusunda bilimsel paylaşıma ev sahipliği yaptı. Böbrek nakli konusunda 200’ün üzerinde dünya lideri uzman İstanbul’da bir araya geldi. Uzmanlar diyaliz hastalarının diyalize mahkum olmadığını hatırlatarak böbrek nakli ile uzun ve kaliteli bir yaşam sürebilecekleri mesajını verdi. Özellikle böbrek sağlığını tehdit eden başlıca hastalıklar olan hipertansiyon ve diyabet hastalarının mutlaka böbrek fonksiyonları testi yaptırması gereği vurgulandı. 20 Nisan 2012, İstanbul - 16-17 Nisan’da Renaissance Polat Istanbul Hotel’de düzenlenen sempozyumun başkanlığını Prof. Dr. Aydın Türkmen ve Avustralya’dan Prof. Dr. Jeremy Chapman üstlendi. Sempozyum bünyesinde düzenlenen basın toplantısında Prof. Dr. Aydın Türkmen, Prof. Dr. Alihan Gürkan, Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu ve Prof. Dr. Graeme Russ global böbrek nakli çalışmaları ve tedavi sürdürülebilirliği gibi konularda bilgi verdi. İstanbul Tıp Fakültesi Nefroloji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aydın Türkmen Türk Nefroloji Derneğinin yaptığı tüm bölgeleri içeren bir epidemiyolojik çalışmaya göre, Türkiye’de kronik böbrek hastalığının yüzde 16-17’lerde olduğunu söyleyerek şöyle konuştu “Ülkemizde her 6-7 kişiden 1’i böbrek hastası. Bu hastalar hastalığın ilerleyen safhalarında böbrek nakline ihtiyaç duyuyorlar. Kronik böbrek hastalığına neden olan iki önemli hastalık vardır Bunlar hipertansiyon ve diyabettir. Bunların sıklıkları da ülkemizde çok fazla. Hipertansiyon yüzde 33 oranında görülürken, diyabete yüzde 13 oranında rastlanıyor. Ülkemizde 5 yıl sonra 125 bin böbrek hastası olacağı ve bunların diyalize girmek zorunda kalacağı hesaplanıyor. Bu çok büyük bir rakam. Bu kadar hastayı diyalize mahkum etmemek için daha çok nakil yapmamız gerekiyor. Bu nedenle bağış oranının artırılması için kamuoyunda bilinç oluşması gerekiyor.” Toplantıda ülkemizde tek delikten böbrek nakli yapan Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alihan Gürkan ise şunları söyledi “Diyaliz hastaların yaşam kalitesini de oldukça etkileyen bir durum ve çok pahalı bir tedavi. Diyaliz hastalarına ülkemiz yılda 3 milyar TL harcıyor. Beş yıl sonra bu rakam üç katına çıkarak yaklaşık 10 milyar TL olacak. Türkiye şu an sağlığa harcadığı toplam paranın yarısını beş yıl içinde neredeyse sadece diyalize harcar konuma gelecek. Bir yanda yaşam kalitesini artıran, yaşamı uzatan ve daha ucuz bir tedavi olan böbrek nakli var, diğer yanda ise daha pahalı, insanların ömrünü kısaltan ve yaşamı kalitesiz hale getiren, haftanın 3 günü, günde 3-4 saat bir makineye bağlı olmayı gerektiren bir tedavi var. Bu yüzden bütün batılı ülkeler böbrek hastalığı gelişen kişileri mutlaka böbrek nakline yönlendiriyor.” Avustralya’da çalıştığı dönemde vakaların çoğunun beyin ölümü olmuş yani tıbben ölmüş kişilerden geldiğini söyleyen Prof. Dr. Alihan Gürkan, İspanyada bu oranın yüzde 75 olduğunu söyledi ve şöyle konuştu “Türkiye’de ise tam tersi bir oran söz konusu. Geçen sene ülkemizde yapılan toplam 2834 böbrek naklinin 2300 kadarı canlıdan, 500 kadarını ise beyin ölümü olmuş kişilerden gelen bağışlar oluşturdu. Ülkemizde milyon başına düşen organ bağışı oranına baktığımızda, bir yılda bir milyonda 3 kişi gibi bir bağış oranı var. Bu oran İspanya’da farklı bölgeler arasında milyonda 40 ila 100 arasında değişiyor. Ülkemizde bu oranın milyon başına 20-25’lere çıkması gerekiyor. Beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerin, başka hayatlar için umut olabilmesini istiyoruz. Biz ülkemizde böbrek nakli listesine giren hastalara ne yazık ki nakil için ortalama bir zaman veremiyoruz. Bir senede de çıkabilir, 10 sene hiç çıkmayabilir. Ülkemizde kadavra bağışı ile ilgili çok faktörlü bir olumsuzluk var. Bunları hep beraber yenmemiz gerekiyor. Kan bağışı, organ bağışı, bunların hepsinde bu geçerli. Bir bağış yapacaksınız ki sıra size geldiği zaman ondan siz de yararlanacaksınız. Bu konuda Türk halkında büyük bir potansiyel olduğunu düşünüyorum. Aslında bağış yapmayı çok seven bir toplumuz. Halkımızda bu kıvılcımı ateşlememiz gerekiyor. Ülkemizdeki mevzuat gereğince organ nakli konusunda kişinin birinci derece yakınlarının onayının alınması gerekiyor. Bu durumda kişinin üzerinde taşıdığı kartın bir önemi yok. İnsanların yakınlarını bu konuda bilgilendirmeleri ve bağış konusunda istekli olduklarını çevrelerine anlatmaları gerekiyor. En önemlisi ise kronik böbrek yetmezliğine giden süreçteki hastaları korumak. Çünkü böbrek hastalığı önlenebilir. Böbrek hastalığı sinsi ilerleyen bir hastalık. Bu nedenle hipertansiyon ve diyabet hastaları mutlaka iş işten geçmeden her yıl böbreklerini kontrol ettirmeli.” Acıbadem Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ülkem Yakupoğlu, ise şu bilgileri verdi “Ülkemizde şu anda böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hasta sayısı 70 bin. Bunların hepsi bilinçli değil, bekleme listesinde olmaları gerektiğini bile bilmeyen hastalar var. Bekleme listelerine bakıldığında böbrek bekleyen hasta sayısının en çok 19-20 bine çıktığı görülüyor. Oysa böbrek yetmezliğinin en iyi tedavisinin böbrek nakli olduğunu herkesin bilmesi gerekiyor. Biz hem çevremizdeki sağlıklı insanlara hem de hastalarımıza bu mesajı vermeye çalışıyoruz. Hastaların kronik böbrek yetmezliği hastası olduklarını öğrendikleri zaman, tek seçeneklerinin diyaliz olup olmadığını, böbrek nakli olma şansı olup olmadıklarını sorması gerekiyor. Bugün 70 bin hasta varken 5 yıl içinde 125 bin kişinin maalesef böbrek yetmezliği olacağı öngörülüyor. Ülkemizde yıllık yapılan böbrek nakli sayısı, son yıllarda artış gösterse de halen 3 bin civarında. Her yıl diyaliz havuzuna 6-7 bin yeni kişi katılıyor. 50 bin hasta ise böbrek nakli olabileceğinin farkında değil. Ülkemizde beyin ölümü olmuş kişilerden nakil yapılırken doku uyumu aranıyor, ancak canlıdan nakil yapılırken doku uyumu aranmıyor. Beyin ölümü olmuş kişilerden yapılan nakillerde doku uyumu aranmasının nedeni ise tıbbı gereklilikler değil. O kadar çok az donör ve o kadar çok bekleyen hasta var ki, nakil için sıradaki hastalar arasından bir puanlama sistemiyle dokusu uyan hastalar seçiliyor. Doku uyumu elbette güzel bir şey ama mutlaka olması gereken bir şey değil. Yapılan çalışmalara göre canlıdan alınan böbrekle yaşayan hastaların 10 yıl sonra sağkalım oranı beyin ölümü gerçekleşmiş kişiden alınan böbrekle yaşayan hastalara göre daha fazla. Asıl önemli olan alınan böbreğin durumu, canlılığı, cerrahi tetkik ve sonrası izlemler. Son yıllardaki gelişmelerle artık nakil sonrası uygun ilaç uygun dozda seçilebiliyor. Canlıdan alınan böbreklerde ise doku uyumu olanla yüzde 90’lar olmayanların yüzde 78-79 10 yıl sonra sağkalım oranı arasında yüzde 10-11 gibi bir fark var. Bu durumda eşi, yakınları gibi canlı vericisi olan böbrek hastalarının beyin ölümü gerçekleşmiş bir kişiden doku uyumu olan bir böbrek beklemesine gerek yok. Canlıdan yapılan nakillerde yalnızca kan grubu uyumu olması yeterli. Bu kişiler yakınlarından alabilecekleri böbreklerle 15-20 yıl sağlıklı bir şekilde yaşayabilirler. Bu kişileri beyin ölümü listesine ya da diyalize mahkum etmek doğru bir yaklaşım değil. Diyaliz bütün hastalar için iyi ki var ancak bir geçiş tedavisi olarak ya da nakil olma şansı olmayan hastalar için kullanılmalı.” Avustralya Royal Adelaide Hospital Nefroloji ve Transplantasyon Direktörü Nefroloji Uzmanı Prof. Dr. Graeme Russ, ise dünya geneli ile ülkemizi karşılaştırarak “Avustralya’da milyon başına düşen bağış oranına baktığımızda 13 ila 14. Son yıllarda toplum bilinçlendirme kampanyalarıyla, yoğun bakım ünitelerindeki hekim ve hemşirelerin sürece dahil edilmesiyle ve İspanya modelinin uygulanmasıyla bu oran arttı. Bizim ülkemizde de pek çok ülkede olduğu gibi beyin ölümü gerçekleşmiş kişilerden nakiller için bir bekleme listesi var. Çoğu ülkede bağışçı sayısı yeterli değil. Avustralya’da böbrek nakli için ortalama bekleme süresi 3 yıl kadar. Hastalar diyalizde uzun bir zaman geçiriyorlar. Canlı vericisi olan hastaların ise beklemesine gerek kalmıyor.” şeklinde konuşarak şunları ekledi “Ben Türkiye’nin diğer ülkelerden farklı olduğunu düşünüyorum. ABD’de ve Avustralya’da böbrek nakillerinin başarı oranı bir noktada iyileşmesini durdurdu ve biraz gerileme eğilimine girdi. Bunun nedeni çoğu vericinin böbrek sağlığını ve kalitesini etkileyebilecek kalp krizi, diyabet, hipertansiyon geçmişi olan yaşlı kişilerden oluşması. Türkiye’de ise genç bir nüfus var. Bu nedenle nakil başarı oranları daha yüksek olabilir.” Pfizer Türkiye Medikal Direktörü Turgay Aydınlar sempozyumda böbrek naklinin hastalar için önemi ile ilgili şunları söyledi “Dünyanın dört bir yanından organ nakli konusunda uzman hekimleri Türkiye’de ağırlıyor olmaktan dolayı büyük mutluluk duyuyoruz. Türkiye’de özellikle son yıllarda önemli gelişmelerle birlikte ülkemiz dünyada bir bilim üssü olma yolunda ilerliyor. Pfizer Türkiye olarak uluslararası çapta toplantıları burada yapabilmekten ve hem Türkiye’yi, hem İstanbul’u ve Türkiye’nin bu alanda bilimsel üstünlüğünü yurtdışına anlatabilmekten dolayı gurur duyuyoruz. Türkiye'de yıllardır organ bağışının yaygınlaşması için Sağlık Bakanlığı, üniversiteler ve hastaneler başta olmak üzere çeşitli hasta dernekleri, sivil toplum kuruluşları tarafından sürdürülen kampanyalarla bağışçı sayısı artırılmaya çalışılıyor. Organ nakli ve özellikle böbrek nakli konusunda yapılan çalışmalar ne yazık ki donör sayısı ile sınırlı kalıyor. Bu sayıyı artırabilmek, halkta bilinci artırabilmek ve ülkemizin bu alandaki bilimsel üstünlüğünü duyurabilmek için kamuoyunda nakil konusunda daha fazla bilinirlik yaratılması gerekiyor.”

diyaliz hastaları kaç yıl yaşar